Kitabı okurken sanırım bu üç kelime arasında yolculuğa başladım.
Destansı anlatımdan ziyade bir destan okudum diyebilirim. Yaşar Kemal, Dede Korkut'u dinleme ve onu anlama şansına sahip olamayan biz insanlar için çağımızın Dede Korkut'u diyebilirim. Genel olarak Yaşar Kemal'in eserleri; anlatımıyla bir destan havasında ve bu havayı solumak fevkâlade.
Efsane... Bu toprakların geçmiş zamanlarında var olan kültürle, gelenek ve göreneklerle yaşayan ve bunları yaşatıp sürdüren bizden insanların bu ve benzeri eserlerde ele alınması gerçek anlamda kökümüze ve bu toprakların ilâhına, geçmişine ışık tutup aydınlatması okurken heyecan verici hissettiriyor.
Kültür... Bir birikimin, öğrenmiş ve öğretilmiş gerçekliğin, hayatta var olmanın, maddesel nesnelerden ziyade soyut anlamda duygu, düşünce ve davranışların bir yaşamda nasıl filizlenip dallanıp budaklandığını ve özüne köküne sahip çıkılmaz ve doğru beslenmezse nasıl büyüyüp şekillenirken var ediyorsa insanı, aynı şekilde yok etmesini de biliyor.
Binboğalar Efsanesi; insanın yüreğine dokunan, köklerini sorgulatan, hayata başka başka bakmayı, dünya üzerinde bağlı olunan köklerin, kök salarken başka köklere zarar vermeden toprağa tutunması gerektiğini ele alan Kartal Gözlü yazarımız Yaşar Kemal "Dede Korkut Hikayeleri" tadında bir eserle ifade etmiş, Horasan'dan bu tarafa yakılan ve alevi sürekli yükselen bir ateş etrafında bağdaş kurup oturmuş olan bizlere destan ve masal tadında anlatmış...
Efsanelerimiz; destanlarda yaşayıp, kültürde can buldukça köklerimiz hep taptaze varolacaktır...
İyi ve keyifli okumalar. :)
Binboğalar EfsanesiYaşar Kemal