Kişiliğimizin temelleri doğduğumuz evlerde atılır. Yazılı kaderimiz orada çizilir. Yıllar önce, Dr. Spock adlı Amerikalı bir doktor, annelere yeni doğan bebekleriyle ilişkileri konusunda öneriler sunduğu bir kitap yayınlamıştı. “Bırakın ağlasın. İki üç gün ağlayıp sonra susacak, uslu, sizin kurallarınza uyan bir bebek olacak,” diyordu Dr. Spock.
O dönemde bu kitabı okuyan annelerin bebekleri günlerce yataklarında haykırarak ağlamış, kusmuş, boğulacak gibi olmuşlardı. Ancak anneler, doktorun önerilerine uyarak asla bebeklerinin yanına gitmemiş, onları kucağına almamış, sallamamış, ninni söylememişlerdi. Gerçekten de bebekler bir süre sonra susmuşlardı. Anneleri tarafından doyurulamayan bu bebekleri, hayat sonradan hiç doyuramadı. Biri size, “Bebeği kucağına almayın, şımartmayın, bırakın ağlasın” derse sakın kulak asmayın. Beynin gıdası ilgidir; bebeğinizin beynini aç bırakmayın.
Nalan’ın durumu, Dr. Spock’un bebeklerinden daha kötü. Onu arada bir bile olsa kucağına alan, seven, okşayan kimse olmamış gibi görünüyor. Bu sevginin tadını bile öğrenmemiş. Ailesi onu öyle ihmal etmiş, öyle görmezden gelmiş ki, adeta ona “Sen yoksun!” demiş. Onu ihmal etmekle kalmamış, taciz de etmiş. Bir odaya kapatıp dünyayla ilişkisini keserek, bu sefer de ona adeta “Seni sevmiyoruz!” demişler.