Puan vermedi·68 syf.····Okunma: 11 Nisan 2026 23:07 Hiç tanımadığınız birinden bir mektup alsanız ve sizi geçmişte yaşadığınız anlara götürse... Ama siz bunları hiç hatırlamıyor, sanki ilk defa duyuyormuş gibi dinleseniz; muhtemelen karşı taraf "Böyle bir insan gerçekten var mı?" diye karakterinizi sorgulardı.
Ben bu kitabı okurken tam da böyle bir sorgulama içinde oldum. Ana karakterin yaşadığı durumu sevgi zannetmesi, hayatını karmakarışık işlere sürüklemesi ve yine de bir kez olsun pişman olmaması çok şaşırtıcıydı.
Kitabın son kısımlarında dediği gibi:
"Ama sen neyimsin ki benim; sen ki beni asla tanımadın, bir su birikintisinin yanından geçer gibi geçip gittin yanımdan, bir taşa basar gibi üzerime basıp gittin, gittin, hep gittin ve beni hiç bitmeyen bir bekleyişe mahkûm ettin, neyimsin ki sen benim?"
Aslında sevdiği insana sitem etmediğini, pişman olmadığını sürekli vurguluyor ama bu cümleler kırgınlığın sesleri değil de ne?
Şunu da sormadan geçemeyeceğim:
Varlığınızda kıymetinizi bilmeyen biri, yokluğunuzda bu değeri bilebilir miydi?