Puan vermedi·152 syf.··Beğendi
· Asılacak Kadın benim için bir roman değil; bir kadının sesi kısılırken dünyanın nasıl bu kadar gürültülü kalabildiğinin kanıtı.
Melek… Adı ışık, kaderi karanlık. Onun yaşadıkları, bir insanın değil, bir düzenin suçudur. İçinde hâlâ kırılmamış bir çocuk masumiyeti varken, o masumiyetin üzerine eğilen ellerin gölgesi her şeyi kirletir. Ve Yalçın… Zambakla anlattığı aşkın, bir kadının ruhunda kara bir güle dönüşmesini izlerken verdiği o içsel çöküş, belki de romanın en sessiz çığlığıdır.
Ağır Ceza Başkanı’nın iç sesi ise adaletin değil, gücün yankısıdır. Sözleri hüküm kurar ama vicdan kurmaz. Hüsrev Bey’in sapkınlığı ise bireysel bir karanlıktan çok, toplumun görmezden gelmeyi seçtiği bir çürümenin adıdır.
Bu romanda asılan sadece Melek değildir. Asılan; bir kadının kendine ait olma hakkıdır. Ve en acısı, onun hayatının birkaç erkeğin dudaklarından dökülecek cümlelere sığdırılmasıdır.
Ben bu kitabı kapattığımda, içimde tek bir cümle kaldı:
Bazı kadınlar suçlu değildir… sadece yanlış dünyada doğmuşlardır.