·481 syf.····Okunma: 12 Nisan 2026 18:40 Zülfü Livaneli’nin kaleminden çıkan Serenad, bir aşk hikâyesi gibi başlar; ama sayfalar ilerledikçe bunun yalnızca bir aşk romanı olmadığını anlarsınız. Bu kitap, geçmişin gölgeleriyle yüzleşmenin, insanlığın utanç dolu sayfalarını hatırlamanın ve hafızanın öneminin romanıdır.
Hikâye, İstanbul Üniversitesi’nde çalışan Maya Duran’ın, gizemli bir Alman profesöre rehberlik etmesiyle başlar. Profesörün yıllar sonra İstanbul’a dönüş sebebi yavaş yavaş ortaya çıktıkça, okur kendini 20. yüzyılın karanlık dönemlerine uzanan bir yolculuğun içinde bulur. Nazi Almanyası’ndan kaçan Yahudi bilim insanları, Struma faciası ve sürgün edilmiş hayatlar… Roman, tarihin susturulmuş çığlıklarını bugüne taşır.
Ama Serenad sadece tarih değildir. Aynı zamanda imkânsız bir sevdanın, kaybedilmiş bir aşkın ve geç kalınmış pişmanlıkların hikâyesidir. Bir keman melodisi gibi… İçinizi inciten ama susturamayan bir ezgi.
Livaneli’nin dili sade ama çarpıcıdır. Okuru yormadan düşündürür, duygulandırır ve en çok da şunu sorar:
Geçmişle yüzleşmeden gerçekten özgür olabilir miyiz?
Bu kitap, aşkın milliyetinin olmadığını; acının sınır tanımadığını; insan olmanın ise her şeyden önce vicdanla mümkün olduğunu anlatıyor.
Serenad, bittiğinde içinizde uzun süre susmayan bir melodi bırakır.*