Bir Şair Bir Kitap
Haydar Ergülen – Keder Gibi Ödünç Mırıldandığın her şeysin, sesinden öpüyorum sessizliğine de eğiliyorum fakat neresindesin kapanınca harflerinin kapısı: Adın şiirim! ** Heceler gibi öpüyorum işte iki hecesin adından başlıyorum öpmeye kırlara çıkmış harflerinin arasından öpüyorum: Ağzın cennetim! ** Dilin hâlâ çocukluğun suyunda terli ve haylaz suyundan öpsem küskün bir çeşmesin harflerin susuz: Dilin cehennemim! ** Mırıldan dur bana, senin üstüne harf getirmem daha, ağız ağıza duruyor harflerin: ** Harflerin aralanmış sesliler sevişiyor sessizlere bu cümlede sıra gelmeyecek gibi ** Bir ses sesini öpse harflerin uykusuz kalır ** Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm! ** Susacak kadar büyütürüz ya çok şeyi ben en çok yoksulluğumuzdan korkarım nasıl da yoksuluz sessizliğin karşısında korkuyoruz kelimelerin de bunca yükselmesinden ya düşerlerse aramıza! Harflerden kumu üfleyince çöl görünür mü bilinmez, fakat sözler kaybolunca görünen ufukta, hayat herkesi ıssız adasına indiren gemi... ** Mırıldanıp duruyorum da eskiden yeniden kendi dilime bir çeviremedim şu sessizliği! ** Uzak akraba diyorlar şimdi kelimelere ve mezarlara bakarak... Kâlp bulutlu değilse yağmur boşuna, sen yine gazelini dök mırıldanarak: Çocukluğum, hayatımdan düşen ilk yaprak! ** Yalnız köyler evlatlık verilir gibi şiire yağar yalnız kelimeler de ve yatağı kâğıt olur dokunsan ağlayacak bir ıssız cümlenin ** Seni seviyorum çünkü sevmemek de aşk kadar vahşidir! ** Bilinir de ahmakıslatanda ustalığım çırak bile sayılmam şu aşk ilminde ** Mektup herkese gider, bulduğuna açılır şiirse kimseye açılmayan o eski mektup zarfını kelimeler doldurur, sen içine bak! ** Ona dedim ki: N'olur kazandığın şiiri mektupla göndermemi isteme benden şiir, eski mektup değil artık, bir pul: Ya gönderilmemiş bir aşkın üstünde dursun ya bu sessizliğin bir köşesinde unutulsun ** Postacıları unutma, ll Postirıo'dan sonra mektubu unut, bak postacı geliyor şiir veriyor! ** - Anne, sanırım dışarıda unuttun beni, diyordu kapanan mektuba bakarak bir pul, küçüktü, annesini bir mektup sanıyordu Olsa... Annesinden sökemezlerdi di'mi çocuğu! ** İki mektup yaz; birini sev, birini at! ** Hayatımı nasıl taramalıyım ki fiyakalı dursun kimse anlamasın bir İstanbul hatırası olduğunu yoksa taşralı bir küçük adam Paris'te şair olur ve ölür, ütülü bir mendil gibi unutulur ** Galiba insanın yakışıklı bir kalbi olmalı önce sık sık tozu alınmalı, parlatılmak aynalı sözlerle benimse kâlp hususunda cilalı bir cümlem bile yok mırıldandığım sözlerin çoğu ondan gelse de ** Kendime en çok on yedi yaşımda benziyormuşum buldum o çocuğu Gençlik Parkı'nın önünde yıllar seni eskitememiş dostum, ifaden aynı yarısı tebessüm yarısı korku dolu o çehre suçlarımla göz göze gelmemek içinmiş meğer o resimden bugüne gözlerimi kaçırarak bakışım hâlâ suç gibi duruyor o bakış gözlerimde ** Yıllarca mırıldandım olmadı, artık yalvarıyorum Tanrım n'olur bir fiyaka bağışla bana hatırlı kullarının arasında sayılmasam da çok görme ufacık bir jesti, fiyakalı bir bakış fırlatamadan ölüp gideceğim yoksa ** Yalnızca ben değilim bunu dileyen kalbim ki kırk yılı aştı bir-iki kez evinden çıkıp başkalarının evinde konaklamaktan başka fiyaka nedir hiç bilmedi hayatta her kalbin olur o kadar fiyakası boşuna mı besliyoruz onu göğsümüzün en güzel odasında? ** Yürüyüşümse hiç fiyakalı olmadı zaten aynı yol aynı menzil, bir adamla gölgesi on yedi yaşındaki çocuk ve adam, ikisi de ben gittik durduk uygun adım hiç mırıldanmadan ve gölgesi sahibinden muntazam o memur adımlarla uydum da şu hayat denen mesaiye yine de uygunsuz bir şey kaldı bu muammadan ** Hiç kolay değilken kendine alışması insanın başkaları nasıl da kolayca alışır ona, şaşarım onlar alışınca alışmak kaldı bana da oysa unutulacak kadar alışılsın istemiştim hep varlığım kadar yokluğuma da -varlığım yokluğuma armağan olsun- varken olmadı da bari yokluğumdan bir fiyaka kalsın! ** Orhan Kemal romanlarında rastlardım o kadına hani tütün içen adamını kokusundan sever ya, tüttüm durdum da onca biri çıkıp demedi: o sigarayı bir tutuşun var ki adamım kim görse aşka düşer de kül olur ona! ** Başka resmim olmadığındandır bunca kül bunca duman o da eskidenmiş meğer, sönmüş, yetişemedim tütünün fiyaka sayıldığı büyülü zaman ** benimse ne sözlerim cilalı ne istikbalim parlak fiyaka yapayım derken fiyasko olur da ruha ıstırap vermekten başka işe yaramaz! ** Aşk tek kişilik bir cinayettir ve herkes kendine kıyar sevdiğini öldürmeden önce! ** Gür bir hayat gerekir şiire taramak için bundandır bende üzgün durması kelimelerin ** 1. Eski arkadaşlıklar resimliydi ‘canım arkadaşıma cansız hatıra’ fotoğraflar siyah-beyaz, hatırası derindi bir gözü tenhaydı Şahin’in bir gözü kalabalık arkadaşı gibi gözü var mı insanın nasıl olsa dünyaya aynı gözle bakacaktık ** Ben senin tenha gözün olacaktım hem tek başıma en kalabalık arkadaşın yarım bir çocuk olarak beni bu dünyaya erkenden bırakmasaydın ** İnsan arkadaşına benzer ve iyidir benzemesi arkadaşlığın da eski bir şehre hele usul sesliyse şehir, trenler de bölmemişse henüz arkadaşlığın sesini ** Ben benzemenin iyi olduğu şehirlerden yani benzediğim ne varsa eskiden yavaş akan bir şehir, sakin kitaplar, su aziz ve biz büyüdükçe yeşil bir nehir, kuşları bile dalında yerli bir şehirden birden kanatsız uçtum kayıp ikizlerle dolu bir şehre düştüm baktım herkes benzersizin peşinde herkes kayıp arayan yok kendini anladım beyhûdeymiş benzerimi aramak eski arkadaşlıkların payına bir damla bile gözyaşının düşmediği şehirde ** Biz iki çocuktuk, şimdi çok eski isimler gibi hatırda dursa da dile gelmeyen şiirler gibi kimse anlamayacaktı zaten bizim birbirimizden ne anladığımızı ** Biz iki çocuktuk ve kelimeler yeniydi, dilimizi yakıyordu, büyüktü, çocuk ruhumuzu dağlıyordu sokaktan nereye kaçsak filmlere, kitaplara, evlere gözün suçu hızla ağırlaşıyordu ** Biz iki çocuktuk, iki arkadaş birbirimizden başka kahramanımız yoktu gözlerimiz arkadaşlıkla dolu dolu çıkıyorduk filmlerden, romanlardan da sessizce yürüyorduk birbirimize çıkan içimizdeki en uzun yolu ** Biz iki çocuktuk gülün gözünde kim daha çok yağacak! Nefes nefese, Fransızca karatahtada rouge et noir, pencerede Türkçe bir bulut öyle mavi öyle saf ikimizin de aklında gülden aferin almak aferin çocuklar, aferin sevinçli bulut böyle derdi Gazi Eğitim’den Gül hoca: Dil bir buluttur, yağdıkça şiir olur… ** Bu şiiri yazarsam sanki o bulutun gözlerinden yaşlar boşanacak gibi mutluluk ve kederden sanki, sanki diye bir mevsimmiş anılar gibi diye bir günmüş çocuk ömrümüz birbirine baka baka mavi iki bulutmuşuz da biz çıkmazmış ikimizden mavi bir yağmur ve mavi bir umutsuzluktan kararırmış hayatımızdaki gül kararmış bir gül yağmurda heves bırakmaz heves yarım kalırsa mavi de yarım yağmur yarım kalırsa Fransızca da yarım iki çocuktan hangi bahçeye kalsa gül yarım yarım gülden kalan şiir başka gülde açılmaz ** “Kimsenin gözlerinde böyle bir kalp görmedim aradım da bir daha kimsede o kadar göz o kadar siyah ve öyle bordo bir gül ki yarısı bile kelimeleri yakar o kelimeler ki söylenmemiştir daha ve şımartmamıştır bir şiiri henüz çünkü ben bir buluttum öldüğümde yağmur olacak kadar kelime yoktu elimde yazda haylaz, güzde gazel, yolda avare değildi bize benzerdi kelimelerimiz aynı evdeydik sanki, kelimeler de annemiz ** Dünya gurbetinden dönenler söylüyor şimdi arkadaşım yağmur olmuş: unutulmamak ne iyi ve ne güzel Türkçe gibi mavi bir şiir yazmak, yağmurda bir gülü Fransızca hatırlamak Il pleu sur la rose… sur la rose… rose… ** İki bulut bir gül olduk hemen dağıldık bulut öldü, gül karardı, yağmuru bıraktık yapayalnız gurbete, bilmem bu zalimliği yağmura nasıl yaptık: ona kaldı yarım bıraktığımız her şeyden yarım hatıra, yarım gül, yarım şiir ve yarım arkadaşlık…” ** Yağmur gibi Fransızca konuşacaktık bulut gibi Türkçe ağlayacaktık biz, iki çocuk kalacaktık, büyürsek dokunur diye gözlerimiz o güle ** Konuşmadık ağlamadık dokunmadık biz, iki çocuk… Kalmadık! Keşke burada olsaydın keşke burada olsaydım ** Bir annenin mırıldandığı şeylerdir Ali çocukluğun yaprağı, evin iyiliğidir Ali'nin evi şiirin evidir ** Bir şair bulsam da içimi döksem! ** Ağlamayı boşladım, şiire başladım nasılsa geçiyor bütün gemiler burnumun direğinden onlar buharlı ben duman tütüyorum, düşüyorum denize bir kaşık suda boğulmak için yüzüyorum hepinize! ** Orhan farkında mısın şiire iman diye kâğıttan bir uçurum besleniyor şehirde iyi ki kelimelerin eski vadisindeniz iyi ki randevu verecek bir uçurumumuz bile yok muhalif rivayete! ** Eskiden tren geçerdi de şiirlerinizden yetişmeye çalışırdım nefes nefese Haydarpaşa-Eskişehir-Ankara gittim geldim düz coğrafya ** iyiyim, bir şeyim yok, daha n'em olsun kızıma bırakacağım taşradan başka kızlarımı da bir bir öldürüyorlar ** Cemal de öldü, galiba gurbete gitti şairler ölünce gurbete mi giderler bilmiyorum tren miydi Cemal'in şiiri mi Türkçenin gurbete düşen en uzun kelimesi ** Yine çarpıştırsak kelimeleri aşk yenildi hayâl kimle beraber aşk gibi düşüyor kümeleri de şu benim efsanem eski es ki Eskişehirspor es be birader! Ben ondan öğrendim düşe kalka amatör kümede aşkla gezmeyi ** Eskişehir-Vefa maçlarını görseniz vefalı olurdunuz Eskişehir'e karşı nerde vefa, Eskişehir düşüyor ellerim donuyor, alkış üşüyor... ** Heyhat ne tren, ne çocukluk hiçbiri taşradan sökün etmiyor ** Ey komşu şair küsecek taşra mı kaldı herkes büyüyünce şair oluyor taşra büyüyünce dile sığmıyor evimizin önünden tren geçmiyor ** Ya hayati, hakikat dediğin bir karatren o da şair tesellisi, bir hışmınan geçer ömürden ** Eski ahşap evinizi satmayın sessizliği sokağa atmayın hastalar penceredir, ölüler çatı zordur kurmak yapısını bozmayın ** Ahşabın mırıldandığı iyilik eski alışkanlığıdır hayatın satmayın, kelime yapın ondan kelimeden kiracı cümleden komşu çocuklara verirsiniz: varımız yoğumuz bu ** Eski ahşap yazınızı saklayın herkesin gölgesini alıp gittiği aşklardan geriye yalnız yaz kalır gövde: o kimsenin gezmediği kasaba gecesinin ıssızlığına öyle katlanır ** Nasıl da uzardı kelimelerin gölgesi yazların aşklardan uzun sürdüğü eski ahşap mevsimlerden üstümüze ve kim gitse, kaç yaz bitse: ahşaptı gölgesine sığındığımız serin kelime ** Şimdi alıp gidiyoruz bakışımızı ahşap gözlü eski kasabalardan ne unutmak yeni ne hatırlamak ne de gelip geçen onca yaz uzun geçmiş ahşap zamandaki yazlardan ** Ne denizim açık, ne gözlerim mavi anladım artık bir dalgakırandır hayat bir kelime bile yoksa içine doğan ve onu denize komşudan yakın kılan, iki kara arasında çarpar durur kendine ** Ahşap sanıyorum hayatı karadan kurtaran ona bir su ve üstüne rüya, ona bir ev ve içine kelime kuran ** Ahşap ki kelimeden nice ev kurulacağını gösterdi bize, eski çocuklarımız da ondan eski ölülerimiz de ** Denizdir hayatı terbiye eden ve onun karada kayıp kardeşi ahşap, ki bir evi de terbiye eder bir kelimeyi de ** ahşap: meğer gölgesiz kasabalar kadar çıplak gözlerimi aldatan bir rüyaymış o deniz, o donanma, o saltanat bakın bana gözlerimde boğuluyor artık yeniden yeniden yeniden o eski hayat! ** şiir insanı terbiye eder, insan insanı ve böylece hayat hepimizi... ** senden başka evim yok, ahşaptır kırılmayı bilenlerin şiiri, taşra ahşap, başı döner yüksekten komşular ahşap yıkılmamak için omuz omuza durmaktan bütün kuşlar ahşaptır bütün kelimeler sıcak ahşaptandır kanatları bir ev alır başını gider bir ev kalır, ahşaptır: açamam pencereyi ya kapanmazsa! ** Ahşapsa bir kadın, duyulur sesi mırıl mırıl sessizliği fırtına ahşapmış meğer ömür su almaya başladı, çoktan oturdu karaya ahşabın gemisi ahşap baba: çok çocuklu bir konak günlerin ahşabı cumartesi çocuklar kayıptır anneler ahşap mektuplar ahşaptır kapısını açana zarf mektubun kapısıdır ahşaptır gölgeyi sorma o başkasının peşinde ** gözlerimize bakma onlar kelepir bakanın üstünde kalıyor köyleri, ormanları sorma dumanı içimizi yakıyor ahşap ki bir mevsimdi eskiden güze hazırlardı hayatı şimdi göç vaktidir şimdi asri gurbet ahşap değildir aşkın evi kurulurken ahşaptır aşk yıkıldıkça ahşap hayatı sorarsan yanıtım belli hayat öyle yeni ki ahşaptan bir eser yoktur içinde ** Dostum varsa düşmanım yok sayılır çünkü dostluk unutturur düşmanların varlığını insana bir dost kaç düşmana bedeldir bilmiyorum ya bildiğim; dostluğun azı yeter düşmanlığın çoğuna ** Hem az olmalı dost dediğin de çok olursa neden bilmem korkarım ya dostlarım birbirine düşman olursa! ** Bilmemeli öyleyse dostlar da birbirini bilmek şüphe uyandırır bazen dostluk konusunda o zaman dostluk da kalmaz çünkü dostların da dostun da düşmanın da öyle ya hamuru aynı hamur, mayası aynı maya birinin teknesi tuzlu, suyu kalın biri ince başak, sarı cümle, yüreği yufka ** Dostların çoğalması da iyiliğe sayılmaz dostun bir pul kadar kıymeti kalmaz az dost öz taş, çok dost çok gül hem sayılıdır kalbimizdeki odalar hem kalbe sığmayan şey dostluğa nasıl sığar? ** Kalbindeki cama bir taş değer, dosttandır 'kırılınca anlaşılır kalbin camdan olduğu' kalbin bahçesinde bir gül solar, dosttandır dostun varsa taşı güle sayarlar, akşamı güne dostum varsa sözümü şiire sayarlar, beni şaire dostum var, öyleyse ölebilirim bile! ** Elleri ailesidir insanın ince uzun aynasıdır terbiyesi, korkusu şehri, kasabasıdır ** Gülüşlüdür hesapsız uçuşludur kanatsız gidişlidir vedasız ve dönüşlüdür yalnız elde varsa yolculuk ** Serçe parmak, çocuk parmak, uç parmak sus parmak, kırık parmak, suç parmak ve beşerden on kardeş olmak elleri cömertliğidir insanın ** Elleri gemisidir şairin, yelkenidir rüzgâr yoksa şiir yok ** O yıl kederli olmayayım diye aya bakmadım ** Olmak istiyorum su içen sesin yürüyen sözün düşünen elin öpüşen gözün gölgesi_yoksa ** Çocuklar düzyazı olmasın diye anneler var Anneler nar çocuklar dağılmasın diye Anneler büyümez ki çocuklar kadar anneler şiir ** Nasıl yenildik ama yıl bindokuzyüzeylül dak'ka bir gol bir O golden beri Ankaragücü düzyazıdır Eskişehirspor şiir ** Şehzade Cem masaldı Cem Sultan şiir yazdığı Türkçe Divan'ı sakladı gazel diyedir ** Oturmak düzyazıdır, yürümek şiir ** Düzyazıdır karanlık, siyah şiirdir! ** Muzaffer ol düzyazı, yenilenler şiirdir! ** Elim, kolsuz kaptanım, salma beni başkasının denizine öyle kalabalık ki boğulamam bile orada, benim denizim taşra ben parmak kadar çocuk bu tayfaları bir bir taşradan topladım sol elime; ** çalınacak yalnızlık mı var başkasında hem yalnızlıktan başka başkası mı var ** Elim açık denizi kelimelerin önce dumanı görünür ya gemilerin dumanı görünür önce avucumuzdan sefere çıkan kelimelerin de: gitti gider, duman gider, kül kalır uğurlanan kelimeler gibi şu yolculara bak yol yolcuyla gider, gidende göz elde vedalardan uzun bir gece kalır ** Kül elim, ıssız elim, kör elim giden gitti biz nereye gidelim? ** Çocuktum, ayıramazdım, ha aşk ha zeytin aşkı yazsam kâğıttan utanırdım, o benden mahcup zeytine uzansam dalından kırılırdım, benden de çocuk ikisini de gözle toplamayı sonra öğrendim ** Şimdi zeytin topluyorum kara göğü çekiyorum mavi kırdan geliyorum yeşil göz akşamdan önce iniyor eylülün kahverengi kasabasına ve kahverengi bir sıkıntı gelişiyor taşrada, 'aşk bir kasaba kadar renklidir' diyorum göz inanıyor elin yazdığına da kâğıttan şüpheliyim kâğıt hâlâ çocukluğum kadar saf elimse çocuklar gibi zalim 'elim kâğıda düşünce aşka da düşüyor' şairim ya kâğıdı kandırmayı seviyorum çünkü kâğıt benim! ** Hadi elim dedim, hadi bizden gidelim seyyah benim, kâğıt evim, kılavuz elim bir kâğıt boyu yol gittik bizden kimse akşamı sormadı bizden baktım herkesin gecesi başkasına kilitli ** Hem el aldım hem yol aldım dedemden, bazıları el altında diye bakar şiire dedemse bir işaret vermişti bana —yitik- kelimelere yol ve sırrını çözene şiir gösteren o işaretin ardına düşseydim eğer alınyazısı olurdu şiir bana elyazısı değil... ** Eldir gören gözü gibi insanın el neyi görüyorsa göz ona bakar ellerine gözü gibi bakmalı insan ** Çocuklara göre, şiir ve felsefe bir ev ödevidir, hayat bir şaka kuşudur onu elde tutmak isteyene arkadaş olur, onu elde tutun ama iki elinizle değil biriyle tutun, birini ona bırakın, gözyaşlarınızı varsa saklayın arkadaşınızdan kendinizi tutun, onu tutmayın... Balık tutun kalem tutun, sözünüzü tutun, kitap tutun, sigara tutun, yakasını tutmayın... Saçını tutun, ayna tutun, uçurtma tutun, açık tutun, günü tutun, para tutmayın... Kendinizi tutun, onu tutmayın... Çocuktur, hayattır, şaka kuşudur n'olur sıkı tutun, sıkı tutun, sıkı tutun! ** Alınyazısıdır şiir, elyazısı geveze. ** Kalbin de nedenleri vardır! Vardır her şairi yenik düşürmeye yetecek kadar uzun bir cümle, dize nasılsa yazılacaktır ve şair başka şiirlere baka baka yenilmenin tadını nasılsa çıkaracaktır. Şair, yenilgiyle başlayan adamdır şiire! ** -Dar vakitte dar söyleme pişmeden taşırma sözü! ** Dünyadan kurtarabildiğim bir tek kelime bile yok oysa şiirin de nedenleri vardır tıpkı aşk gibi, kendimizden kurtarmak için kalbimizi, insan sevdikçe kurtulur ya kalbinden, çiçek ayrı büyümek ister bahçeden, ** Şiir neye yarar bir kelime olsun sökemiyorsa dünyanın dilinden aşk kalbi yerinden edemiyorsa ve hevestir... geçiyorsa! ** Ormanın sonu yok, kelimeler bataklık: Avcıların bıraktığını hırsızlar paylaşıyor ateş yangınla cezalandırıyor kendini ** Herkesin içinde başkalarının terk ettiği bir ev vardır ve kalp kiralık bir odadır orada, bazen kapalı kalır ve herkes onu pahalı sanır, sökülür sökülmez dildeki ucuz mühür kalbin odası da açılır o an bu boşluğa kendisinden başka kiracı bulamaz insan: Kalp ile dil arasında her zaman iki insan vardır birbirinin uzaklığına taşınan ** Boşluk, içimizdeki en geniş oda sık sık konuk ağırlamaya bayılırız orada gelince seviniriz de birazdan kalkıp gitmelerini isteriz konukların sabırsızlıkla ** -Havalandırdım ama gitmiyor hangi kalp sinmişse bu boşluğa! ** Kalbimizi koruyamayız ama sevebiliriz onu ('Komşunu sev' değil miydi onuncu emir, hele kiracıysan!) dünyayı değiştiremeyiz ama yenileyebiliriz kelimelerini (ne zaman göç edecek şiire yoksulların dili?) şiiri kaybedemeyiz ama toprağını değiştirebiliriz (şiir lüks bir kayıptan başka neyse hayatta?) ** Hayattan daha eski bir şey kalmalı çocuklara, yoksullara ve kâğıtlara, bir anne kalmalı hayatı bile doğuran -annelerden başka ne var şiire açılan?- sokak gibi bir şey eve dönüşü anlatan -sokaklardan başka ne var birbirine açılan?- ** şiirdir yoksulların dilinde saklanan: -Kalbini yerinden et, bir aşkın olsun! -Hevesle yola çık, bir yenilgin olsun! -Boşluğa göz at, bir kardeşin olsun! -Yoksul sözler mırıldan, bir sokağın olsun! -Kelimeleri terk et, bir şiirin olsun! -Bir şiirin olsun da, sakın yazma! ** Üzümde unutma beni zeytinde unut ben tenhayım bağa Sütünü bende sakla acıdan taşmış bir incir gibi içliyim sana Gazelimi al aşktan güze say beni say ki yaprak olup düştüm dalma Gamda tutma beni cam odada tut ben küçüğüm dağa ** Şarap gecesini arıyor, keder üzümünü üzüm koparıldığı anıyı... hangi viranda? Ben gözyaşı kadar bir kadın arıyorum kadınsa bir damla gözyaşı kadar kayıp şarapta ** Adaya sığınmış rüzgâr gibiyim gökte tütüyor kayığım bu sefer ruhuna çek beni anne, içine değil! ** Aşk, kasabadan şehre inmek gibi akşamla, camın odaya çökmesi gibi sen kırılırsın, başkasının camı saplanır ** Aramızdan hiç geçmeden gitti hepimiz gölgesi eder miyiz bir ikindinin? ** İlhan dedi ki: Ben berber değilim, fazla uzatma! Kestim: Şiire de çok dalma, hâlâ masumlar var aramızda... Varsa var: Öyle deme, kadınlar kendilerini masum sanıyor! Açıldım: Hem kadınlara gelesiye ne çok kuğu var! Utandım: Kuğu da hayvan değil mi taşralı kibar? Sustum: Bu Dağlarca, su İlhan Berk, ova da Arif Damar ** İlhan bu: Cehennem bu! Beni dinleseydin şiir yazmazdın! Sessizlik: Sanki bir mektubu daha almamış gibi yaptım. Yoruldum: Oooo, sen daha şair, sonra da genç olacaksın! N'oldum: Başkası olmaya soyundum, kendimle giydirdiler... Dedim: İçimdir! Hiçimdir! Çoğum şendeyse, azım bendedir ** Pulumdur: Zarfı ağır tutanın yalanı çoktur. Durumdur: Beyim biz susuzdan geldik harf gurbettir diye! Sönümdür: İncedir çocukların dahi boynu cumhuriyette... Sorumdur: Siz aşamadığınız çocukları şiirle mi vurursunuz? ** İlhan güldü: Herkes önce kelimeyle yaralanır, sonra sayılara vurulur. Bir daha: Fakat Hurûfilerin de bazı sayıları uğursuzdur. Öyleyse: Bazen susmak da yağmurdur. ** İlhan'ın yerine: "Öyle bir heves ki şiir, ancak suya yazılır." İlhan'dan dan dan: Şiir yalnızca masumların suç ortağıdır. ** Öyle uzun boylu ki şiirin, boynum incedir. ** Tanrım, evsahibim, izin ver bana biraz daha oturayım evinde içimde taşıdığım kardeşim yalnız onu doğurduktan sonra durmam burada ** Kardeşim, sokağım, izin ver bana biraz daha taşıyayım seni içimde sen de hayata atılır atılmaz yapayalnız kalacağım dünyada ** Ömrüm, küçük odam, izin ver bana biraz daha arayayım yolu şiirde ruh tesadüf eder de bulurum belki kaç kayıp kardeşim varsa bu yolda ** Yalnız bir gözüm var ama yetiyor kalabalığınıza iyi ki diğeri takma Tanrı beni seviyor mu -Oğlum sen onlara bakma! ** Niye üzülürdüm ki bilmem bir tane diye kalbim eskiden kırıla kırıla anladım sonunda fazla gelirmiş meğer bir kalp bile insana ** İki elim var da ikisi de uzak akraba birinin yazdığını diğeri beğenmiyor iki yarım bir insanı tamam etmeye yetmiyor iki yarım bir delilik aklı yarımlara mahsus bir şey mi yoksa şairlik ** Bir insanda iki yarım’ biri şair biri iyi biri yalnız biri iyi bir yarım şiir peşinde içimde bir yarım yalnız tamam olmasınlar diye ** Tanrı beni birer birer sınıyor Tanrı beni tamam diye biliyor Tanrı beni yarım yarım bölüyor bilmiyorum hangimizi seviyor ** deniz ve tren; ikisiyle de şiire giderdim ben ** hem benim bir gözüm karadır, diğeri takma bu kara kuş da nedir, turna olsa gerektir müjdeler olsun iki gözüm dedim de kara gözüm karardı, sevinç ile ışıdı cam gözüm kaderinde gözü olur mu insanın olurmuş meğer kader bende bir göz oldu karadan öyleyse çıkaralım dedik şu hayatı aradan... ** hem ilk maaştan kafa çekilmez derler kaçarmış bereketi, nasıl olsa hayat bir tren çok istasyon var daha arada iner içerim sallandığıma bakılırsa bir gemi olmalı hayat amaaan şimdi bayram seyran, sonrası faşizm dedim bana müsaade iyisi mi ben burada ineyim hem ilk maaşını denizden almış bir şairim hem Atilla Jozsef'i de görürüm dedim, indim trenden o iniş, baktım ne Budapeşte burası ne Atilla Jozsef var görünürde, belki takma gözüme denk geldi, göremedim, bu kara kuş da ** Atilla Jozsef istasyonunda katar olmuş turnalar al gözüm seyreyle, yerime gör, kardeşim Haydar ceme götür dön beni turnalar semahında dar beni yor beni dünde gör ki neler var dur beni sor beni günde gör ki neler yok... ** Böyle gülümsüyor ölünün ardından yazılan mektup: Gözyaşı olanın kahkahası da olur! ** Gözyaşı ve kahkaha; bellek en çok ikisini hatırlar ve onlarla dolar... taşar gözyaşı bazen kahkahaya kadar, ve kahkaha sokağa taşar, kendini kırar bir akşamın kıyısında, gözlerine kadar tuzla buz, kahkahaya boğulan gözyaşına da boğar! ** Belleğin odasında akşam oluyor, saray sessiz, karanlıkta okunan bir şiire benziyor şimdi kahkahan, çınnn! Herkes odada, fakat ölü kimsesiz! ** Eskiden köpeğim gibiydi şiir ne zaman üzülsem hissederdi ve yanıma gelirdi Yaşlı bir köpek şimdi şiirim ne kulağı duyuyor ne yüreği ** O zamanlar öyle yaralıydım ki bunu yalnızca bir hayvan anlayabilirdi Hayvandan anladığım bir şey varsa insanlardan hiçbir bok anlamadığımdır hayatta Anladım ki: Bir insanda hayvan şart ** Bazıları ağaçtan toplar kelimelerini bazıları taştan çıkarır şiirini bazıları aşkını çölden... ben hiçbirinden... ** Sende denize inen bir sokak bende başkente giden bir ev eski duman, eski kömür, eski ray aramızdan güzel bir karanlık geçti ** Kâğıttanmış kederi kelimelerin boşluğun acısı cümleden ince Ağacın kederi yapraklarından aşklar yerle bir oluyor gazelden önce Yağmurun kederi mırıldandığı şeyler ahşap hanesine bir yetim düşünce Kiracıya benziyor aşkın kederi yerleşmeden çıksa evsiz yerleşip kalsa yersiz Benim şiirden başka kederim yoktur ** Hüznün son sayısı gibi çıkar şiir dergilerinin her sayısı ** Öleceği zaman hayvanlar gibi saklanmak istiyor ya insan saklanacak bir yeri olmalı aşka, çocukluğa, anneye, şiire yoksa fazla gelir ölüm ve eksik ölür insan ** Suyu görünce taşmak istiyorum onun bir bardağı var benim hiç kimsem ** Anne ağladığında gördüm çocuğun büyüdüğünü hayvan ağladığında ağacın küstüğünü duydum ** Hangi yalana inanacağını şaşırdıkça yalnızca inanmaya inanıyor insan ve hiçbir yalan kalmıyor sonunda her şeyin gerçek olduğundan başka ** Eski yazıda; 'yüz' yazmak resimdi 'göz' yazmak aşk ve şiir derlerdi 'söz' yazmaya öyleyse bir ilgisi olmalı 'güz' yazmanın kalple ve 'yaz'ı çocuklukla yazmanın ** Bir gülü taşıyamadım dostuma şımarır diye ** Bana ne trenlerden? Üzgün değilim ben ** Bana ne evlerden? Yağmur değilim ben ** Bana ne ikimizden? Hırka değilim ben ** Bana ne bahçenizden? Kardeş değilim ben ** Bana ne yolculuktan? Kayıp değilim ben ** Bana ne mektubundan? Gözyaşı değilim ben ** Bana ne yalnızlıktan? Âşık değilim ben ** Bana ne taşradan? Mavi değilim ben ** Bana ne sessizlikten? Yaprak değilim ben ** Bana ne zeytinden Derviş değilim ben ** Bana ne elmadan? Sır değilim ben ** Bana ne turnalardan? Avcı değilim ben ** Bana ne kelimelerden? Yoksul değilim ben ** Bana ne şiirden? Gece değilim ben ** Bana ne ölümden? Şair değilim ben ** Bana ne kendimden Ben değilim ki ben ** Bazen kederinden koyu bazen gölgesinden açık kederinden ve gölgesinden ödünç bir şeyim ben...
Kırmızı Kedi
·
616 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.