Puan vermedi·456 syf.····Okunma: 11 Nisan 2026 13:08 Nermin Yıldırım 'ın 2020 de yayınlanan romanı.
Konusu
5 yaşında dedesinin vefatı ile amca ve halalarında sırayla kalan Seher hiçbir yerde kendini evinde hissedemez. Annesi ve babası ayrılmış, yıllarca kendini yalnız hisseder, aidiyet duygusunun hayatta kalmak için en önemli şey olduğunu düşünerek yaşadığı buhranlar sonucu intihar etmeye karar verir. 40 yaşında önce Porto'dan başlayıp Camino de Santiago'ya 263 km yürüyecek ve Finisterra deniz fenerine giderek orada hayatına son verecektir. Bu yolculuğa arkadaşı Ogo ve yolda peşlerinden takılan Şerbet adlı köpekte katılır.
Kitap yolculuk ve karşılaştıkları kişiler, onların hikayeleri ile Seher'in geçmişe dönük hatıraları, gitmiş olduğu psikiyatrist Çiğdem hanım ile terapileri arasinda geçişler ile ilerliyor.
Portekiz'den İspanya'ya bu yolculuğu ilk defa duydum , El Camino De Santiago hac yolu (diger adı St. James's Yolu, ya da Santiago De Compostela Katedrali yolu) yolda sarı oklar ile yürüyüşçülerin rotası belirlenmiş.
Seher karakteri hayata küsmüş, kendini sevmiyor, hatta kendinden nefret ediyor, sevilmeye layık görmüyor kendini.
Yazar hiç duymadığım kelimeleri serpiştirmiş cümleler arasına; şetaret, maruf, cevaz, titri, şiar, hengame, şikemperver, zatülcenp, tedrisat, sergüzeşt, içtimai haslet, mütemadiyen, insiyak, meknuz, rekat...
Kitapta yol ve yolculuk ön planda adının Ev olmasına rağmen. Seher ve dram dolu hayatı ile bir etkileşim kuramadim, bir şeyler havada kaldı sanki. Tavsiye ederim de etmem de diyemem , ama bende bir etki bırakmadı.
Bölüm başlarında genellikle tekerleme andıran benzetmeler kullanıyor yazar, bana masal öncesi giriş kısımlarını hatırlattı hani evvel zaman içinde diye başlayıp devam eden sözcükler gibi.
sf 177 Güneşin ziyasını göstermesiyle birlikte, kendilerine lüzum kalmadığını anlayan sokak lambaları saygıyla sönmüş; rüzgar ıslığıyla, dallar çıtırtıları, yapraklar hışırtıları, kuşlar cıvıltıları, arılar vızıltıları, kediler mırıltıları, okyanuslar uğultuları, dereler şırıltıları, sazlıklar fısıltılarıyla, hayır duası eder gibi karşılamışlardı tazecik sabahı. Toprakta çimenler, dallarda yemişler, fırınlarda ekmekler buram buram kokmuş, dört bir yana rayihalarını saçmışlardı. Dünya kara yorganını üstünden sıyırıp aydınlık heveslere uyanmıştı.
Gün doğumunun güzelliğini görüyorlar. Elimizin altında olup göremediğimiz ne çok güzellik var. Bakmak ile görmek farkı. Her biri şükür kaynağı. Metrodaki ünlü kemancı olayı gibi hayatın hızından durup güzellikleri dinlemeye vaktimiz kalmıyor. Neden bu kadar koşturuyoruz ki??
Sf177
"Şunun güzelliğine bak! Sanki neden her sabah seyretmi yoruz ki?" diye cıvıldadı Ogo.
"Her sabah seyredebileceğimizi düşündüğümüz için" dedim.