Puan vermedi·280 syf.··
2018 9. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2018 22:40
Biçimci eleştiri Yeni Eleştiri kuramıyla başlamıştır. T.S Eliot, I. Armstrong Richards gibi araştırmacılar ilebaşlar. Yeni eleştiri sanat eserinin tam anlamıyla kendisine yönelerek ona odaklanır. Dilsel bütünlüğe, eserin içerisindeki öğelerin birbiriyle olan bütünlüğüne dikkat çekeler. Rus Biçimciliği de böyle bir temel üzerinden gelerek sanatçıya, okura ya da döneme yönelmek yerine edebiyat eserinin kendisine bakar. Sovyetlerin toplumcu sanat anlayışına ters düşerek susmak zorunda kalmışlardır fakat 15 yıllık yazın hayatıyla edebiyat bilimine katkı sağladılar. İki grup üniversite öğrencilerin tartışmaları sonucunda ortaya çıkmıştır. Kuram’ın doğuşunda OPAJAZ ‘’Şiir Dilinin Araştırılması Derneği’’ etkili olmuş, devamında ise Moskova Dilbilim Çevresinden Roman Jakopson tarafından Prag’da Prag Dilbilim Topluluğuyla bir bakıma devamılılığı sağlanmıştır. En önemli temsilcileri: Osip Brik, Boris Tomaşevski, Yuri Tinyanov, Boris Eichenbaum, Viktor Şklovski. Vladimir Propp’tur. Berna Moran, Osip Brik ve Vladimir Propp’u Rus Biçimciliğini anlattığı kısımda kuramcılara dahil etmemiştir. İlyas Kayaokay’ın Boris Eichenbaum’dan aktardığına göre “Edebiyat tarihçileri şimdiye kadar ekseriya belirli bir şahsı tutuklamak amacıyla her halükarda dairede oturan bütün insanları tutuklayan zabıta gibi davranıyorlardı, üstelik orada caddeden geçen bir kaç kişiyi de onların arasına katıyorlardı. Buna benzer tarzda onlar ellerine ne geçerse tümünü okuyup tüketiyorlardı; çevre bilgisi, psikoloji, politika, felsefe gibi. Edebiyatın bir bilimi yerine evde Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. sınıf öğrencisi. kendilerinin imal ettikleri bir abur cubur ortaya çıkmıştır.’’(2015,163) Biçimciler, ‘biçimin kabuk olarak işe yaradığı yorumuna sırt çevirdiler. İçine sıvının döküldüğü bir kap (içerik ve biçim ilişkisi) diye bu ilişkiyi belirten görüşe karşı çıktılar.(Eichenbaum,1994:17) Rus Biçimcileri edebiyatı başlı başına bir bilim haline getirmek istiyorlar. Her şeyden önce edebiyat eserini diğer eserlerden ayıran özelliğin yazınsallığın ne olduğunu bulmaya çalışıyorlar ve bunu ‘’alışkanlığı kırma’’ kavramı ile ele alıyorlar. Berna Moran şu şekilde açıklar. ‘’İddia şu: biz dış dünyaya, nesnelere, davranış ve düşünüş biçimlerine baka baka bunları kanıksarız. Şiir ise kendine özgü dili sayesinde bu kanıksamayı sarsarak, nesneleri, davranışları, düşünceleri ve duyguları taze bir bakışla yeniden görmemizi, yeniden algılamamızı sağlar. Çünkü bu dil alıştığımız kullanılmış dilden farklıdır.’’(1991,162) Kayaokay’ın Todorov’dan aktardığı şekilde “Alışkanlık, nesneleri görmemizi hissetmemizi engeller; gözümüzün buralara takılması için biçimlerinin bozulmuş olması gerekir. Sanat alanında ortaya çıkan biçem değişiklikleri de aynı süreçle açıklanır.” (2015,164) Yabancılaştırma “algılamanın gucluğunu ve suresini artırma tekniğidir. Sanatta algılama edinimi,kendi başına bir erektir ve uzatılması gerekir; sanat nesnenin oluşunu hissettirme aracıdır, daha önce olmuş olanın sanat için bir önemi yoktur.’’(Kayaokay,2015.164) Biçimciliğin bir başka sorunu biçim-içerik kaygısıdır. Berna Moran’a göre kısaca belirtecek olursak ‘’Söylenen şey (içerik), söyleyişten ayrı olarak vardır: söyleyiş(biçim) buna adeta sonradan eklenmiş, daha doğrusu giydirilmiş bir değerdir.’’ Şimdi anlatılan şey konu aynı olabilir. Hz. Süleyman ile ilgili bir hikaye, Mem u Zin ya da ezilenler; bunlar birer konu olmakla birlikte her yazar/şair tarafından farklı biçimde ele alınabilir. Konu eserden önce var olan bir durumdur. Tek başına işe yaramaz ve ançak bir biçim, içerik kazanırsa değeri olur. Mesela ölüm konusu sanatçının elinde işlenirse bir içerik kazanmış olur. Şair kendi ölğm algısını dile getirir. Biçim ise şairin elindeki ölüm konusunun kalıba girmiş, hayat bulmuş halidir. Biçimcilik, Şklovski ve Eichenbaum aracılığıyla Fütürüstlere yaklaşmıştır. Şklovski, Biçimciliği Fütürizme bir köprü olarak kullanmıştır. Onlar mantıklı cümleler kurmayı reddederek ‘sözcüklere özgürlük’ parolasına yönelirler. Şiir ve Akılötesi Dil Hakkında adlı makalesiyle fütüristleri bütünüyle destekleyen Şklovski, "keyfi" ve "türetilmiş" sözcüklerin şiir dilinin gereği olduğunu kanıtlama çabasındadır. Şklovski sözcüklerin yalnızca düşünceyi ifade etmek, bir sözcüğün yerine diğerini kullanmak veya bir nesneyi adlandırmak için değil, "anlamının dışında" da gerekli olduğunu ve kullanıldığını yalnızca fütürist ozanlardan değil, Gorki, Gonçarov gibi klasik Rus yazarlardan ve Knut Hamsun'dan örnekler. (Parer,2002:59) Seçilen kelimelerin de alışılmışı kırması gerekir. Bunun için de akılötesi dile başvururlar. Brik, şiir dili üzerinde durmuş ve “sözcüklerin düzeni, şiir dilinin ritmik yapısının kesinlikle kabul etmediği belli bir tonlamayı gerektirir. Bu nedenle de dizelerin düzyazı biçimindeki okunuşu, onların ritmik yapılarını bozacaktır.” (Brik, 1995:129) Ritim dizenin asıl temelini oluşturur. “Ritmik hareket dizeden önce gelir. Ritmi dizelerden yola cıkarak anlamak olanaksızıdır; ama tersine dize, ritmik hareketten yola çıkılarak anlaşılacaktır.’’ Kısaca anlatmaya çalıştığımız Rus Biçimciliği bu şekildedir. Şimdi bu çerçevede Cahit Sıtkı Tarancı’ya bakacak olursak, Asım Bezirci’nin hazırladığı Otuz Beş Yaş şiir kitabında Tarancı ile Şiir Üstüne başlıklı yazıda Cahit Sıtkının edebiyat ve şiir görüşünü yakalayabiliriz. Biçimciler gibi şiirin dış dünyaya araç olmasına karşı çıkmıştır. ‘’Şiirle hayat arasındaki bu sıkı ilişkiye inandığım içindir ki, şiiri hiçbir zaman bir düşüncenin kanıtlanması, bir davanın savunulması, bir felsefe sisteminin sunulması olarak düşünmedim.Şiirin yapısının gerektirdiği bu bağımsızlık, şairlerin özgürlük aşkıyla da açıklanabilir.’’(Tarancı,2002,14) Tarancı’ya göre ‘’Şiir bir deyiştir, sözcüklerle güzel biçimleri kurmak sanatıdır... Bu sanatın anlatım aracı dil ve gereci de sözcükler olduğuna göre, şiir yazmak isteyen adamın kullandığı dilin bütün kurallarını iyi bellemesi, sözcüklerini sınıf arkadaşları gibi yakından tanıması, hangi sözcüğün nerede ve nasıl kullanıldığı zaman kendisinden beklenen ödevi yerine getireceğini bilmesi gerektir.’’(2002,17/2) Şaire göre şair, ister sevgilisinin selvi boyunu ,ster savaşı, ister mahallenin yoksullarını anlatsın bu kendi bileceği iştiri yeter ki şair olmadığını aklından çıkarmasın. Berna Moran kitabının Rus Biçimciliğini anlattığı kısmınde Cahit Sıtkı’dan örnek verir. Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında. Cemaatin cenaze namazı kılması gibi sıradan bir alışılmış bir olay anlatılır. Tarancı bunu anlatırken musalla taşını tahta, ölüyü bir sultana benzeterek bildiğimiz bir sahneyi farklı şekilde sunarak bizi alışılmışın dışana çıkarıyor. Buna göre edebiyat eserinin yaptığı şey gerçekleri yansıtmak değil olanşeyi daha farklı durumlarda göstermektir. Şair kullanılan sıradan dili bozar, büker, altüst edip bizi bu dille silkeler uyandırır. Yukarıdakı mısrada ‘’Dil belli bir vezinle ritme sokulmuştur, ayrıca bazı seslerin tekrarı ve ikinci dizenin ilk yarısını oluşturan kısım ile ikinci yarıyı oluşturan sözcüklerin tersine kullanılmasıyla kurulan ses dengesi gibi özellikler, dilin günlük kullanılışında rastlamadığımız bir özel düzenlemeyi sergiliyor... dil bu alışılmamış düzenlenişinden ötürü kendi dikkati üzerine çeker... kendi düzenlenişini sergiler. Rus Biçimcileri için önemli olan, şairin gerçeklik karşısındaki tutumu değil, dil karşısındaki tutumudur.'' Yine ödev maksatlı okuduğum bir kitaptı onun için yazmaya çalıştığım bolll alıntılı yazımdan bir kısım :) iyi okumalar
Edebiyat
Otuz Beş YaşCahit Sıtkı Tarancı · Can Yayınları · 202014,1bin okunma
·
76 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.