Gönderi

8/10
·365 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 00:00
Siyasetnâme, Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından 11. yüzyılın sonunda (yaklaşık 1091-1092 yılları arasında) yazılmış kült bir eser. Eserde genellikle devlet yönetimine dair nasihatler, dinî ve tarihî referanslar eşliğinde sunulmakta. Yazıldığı dönem itibariyle Sünni Abbasi devletinin zayıfladığı, Bağdat'ın Şii Büveyhoğulları kontrolüne girmesi, Mısır'da Şii Fatımî Devleti'nin kurulduğu 10. yüzyıl sonrasına denk geliyor. Bu nedenle eserin büyük bölümünde Batınîlik (Hasan Sabbah) ve Rafızilik ile mücadele yer almakta; Sünnî akidenin korunması ve hasım olarak görülen diğer grupların tasfiyesi ve etkisiz kılınmasına dair doktrin ortaya koyma çabası bariz biçimde görülmekte. Bu bağlamda, Siyasetnâme'nin; - İslâm dünyasında Hz. Muhammed'in vefatı sonrasında halifenin kim olacağı odağında ortaya çıkan anlaşmazlıkların Sıffin Savaşı ve Hakem Olayı, Kerbela Hadisesi ile büyümesi, Abbasi Devleti otoritesinin ise mezhepsel gerilimin yükselmesi sonucu zayıflaması sonrasında ortaya çıkan askeri-siyasi rekabet ortamının bir yansıması olduğu, - Selçuklu otoritesinin beka kaygısıyla tahkim etmeyi amaçladığı Bir Sünni doktrin oluşturma çabasının ürünü olduğu, - İslâm dünyasındaki mezhep çatışmasının bir devlet politikası haline geldiği evreyi temsil ettiği söylenebilir. Kitabın rahatsız edici bu yönü bana şunu düşündürdü: Mevlânâ'nın gene Selçuklu döneminde ortaya koyduğu Mesnevi'de bildiğim kadarıyla böyle bir mezhep çatışmasının izleri yok. Tam aksine kendi iç dünyasında önemli etkileri olan Şems Tebrizî'nin Şii kökenli olduğuna dair güçlü emareler var. Mesnevi ve Siyasetname arasındaki yaklaşım farkı dikkate alındığında; Nizamülmülk'ün devlet adamı refleksiyle beka/güvenlik kaygısı taşıdığını; Mevlânâ'nın ise birleştirici, mürşit rolünü üstlenen bir düşünür, bir gönül insanı olduğunu görüyoruz. Her iki eserin yazıldığı tarihler arasında bir buçuk asırdan uzun bir zaman farkı var. Siyasetname daha önce kaleme alınmış. Bir başka deyişle; siyasetin ayrıştırıcı yaklaşımıyla, düşünürün birleştirici yaklaşımının birer örneği söz konusu. Kitleleri mobilize etmek için "biz ve onlar" ayrımına ihtiyaç duyan kurumsal siyasetin diline teslim olmayıp, "öteki" ile birlikte "biz" olmaya çalışan bireylerin vicdanını öne çıkarmak insanlığın huzuru, refahı için büyük önem arz etmekte. Nizamülmülk'ün güvenlikçi kaygılarla edinmeye çalıştığı zırh, koruyucu gibi görünse de devleti hantalllaştırmaktan, kaoostan ve masumların gözyaşından başka bir şey vadetmiyor. Nizamülmülk'ün devleti yönetenlere adalet, liyakat, feraset bağlamında vazettiği disiplin ile Mevlânâ'nın ruhu arasında bir köprü teşkil edecek bir "uzlaşı kültürü"nü ortaya koymak adına en tepedeki yöneticiden en alt tabakadaki bireye kadar herkesin gerekli çaba ve sağduyuyu gösterebilmesi ya da tercihini çatışmadan yana kullanması insanlığın geleceği adına çok kritik ve belirleyici bir eşik. Artık kurumsal siyasetin ayrıştırıcı diline teslim olmama iradesini gösterip, ideolojilerin gürültüsünden çıkmamız, insani değerlerin sessiz ama derinden gelen barışçıl sesine kulak vermemiz şart oğlu şart. Çatışmanın sahte konforu yerine, uzlaşının zahmetli ama onurlu yoluna talip olmalıyız. Diye düşünüyorum...
Kitap İncelemesi
SiyasetnameNizamülmülk · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20234,692 okunma
·
1 +1'leme
·
48 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.