9/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 16:51
Merhaba arkadaşlar. Maneviyata inanır mısınız? Maddenin ötesinde bir hissin kalbe iyi geleceğine inananlardanım. İtiraf etmek gerekirse bu durum her ne kadar uzun süreli olmasa da özellikle ihtiyacım olduğuna inandığım dönemlerde manevi eserleri okumak bana iyi geliyor. Okurken bunu sürekli hale getirmek istesem de bir süre sonra bakıyorum ki aslında hiç aklıma bile gelmiyor. Sanırım çok açık sözlü konuştum. Ama durum da tam olarak bu. Şimdiyse İbnü’l Cevzi’den 3 kitap belirledim kendime. Hepsinin birbirinden güzel olduğuna ve çok güzel mesajlar verdiğine inanıyorum. Bir tanesi geride kaldı bile. Ve aslında bunlar sürekli ve çabucak değil, çok uzun vadede okunması gereken eserler bunları da söylemek lazım ama, okunacak çok kitap ve okuyacak az zaman var. Başlayalım. İbnü’l Cevzi’nin en sevdiğim yanlarından biri ise korkmadan, çekinmeden kendi görüşlerini paylaşması, kendi mezhep ve dini öğrendiği hocalarında gördüğü yanlışlara da karşı çıkabilmesi olarak özetleyebilirim. Bizler iş hayatında bile kaba göre şekil alanları -özellikle bu devirde- sıkça gördüğümüz için yeri gelince kendi inancını dahi eleştirebilen ve düşünce özgürlüğünü yüzyıllar öncesinden savunan bir din alimini gördüğümüzde biraz daha merakla okuyoruz kendisini. Kitabın 3 bölümde incelendiğini paylaşalım. Dua ve Dünya, Günah ve Etkisi, Sevgiye Dair isimli bu bölümde muazzam konular var. Birkaç tanesinden bahsetmeye çalışacağız. Ancak genel olarak baktığımızda pek çok şeyi fazlasıyla önemsediğimizi, çoğunun boş değil bomboş olduğunu savunan, Allah sevgisinin ve inancının önüne hiçbir şeyin geçmemesi gerektiğini özellikle savunan, manevi tarafı ağır bir eser okuyoruz. Hatta iddia ediyorum, bu konuları ben hiç duymadım hiç haberim yoktu diyen de çıkmayacaktır. Özellikle çocukluğumuzda hepimizin bu konularla alakalı camilerden öğrendiği az biraz meseleler vardır, biraz büyüklerinden duyduğu biraz da kendi okuma ve araştırmalarında karşısına çıkan. Ancak burada bu meselelerin derinlerine indiğimiz gibi yüzeysel olarak da neler olduğunu öğrendiğimiz derli toplu bir eser görüyoruz. Evvela ilk konumuz Kur’an’ın şifa olduğu yönünde. Aslında genel olarak dualar şifadır ama kendim de dahil çoğumuzun kötü gününde, sıkıştığında, problemleri olduğunda dua ettiğimizi; iyi günlerimizde, mutlu zamanlarımızda, iyi durumlar olduğunda hiç şükretmediğimiz gibi aklımıza bile gelmediğini söyleyebilirim. Mesela bir işimiz var diyelim olmasını beklediğimiz. Eğer bu işe 10 gün varsa bu 10 günde de işin olması için sık sık dua ederiz. Ama o çok beklediğimiz iş olduktan sonra 10 gün üst üste şükreden sayısı kaçtır sizce? Odaklanmak istediğim kısım bu. Şimdi biraz yine içerikten ilerleyelim. Ben çok çabuk sinirlenen, oldukça fazla gerilebilen birisiyim. Özellikle iş hayatında karşıma çıkan -nasılsa her türlü Sadık hallediyor- sebebiyle sinir kat sayısı çok daha fazla yükselen ve her gün mutlaka birkaç gerginlik ve sıkıntı yaşayan insanlardanım. Haliyle böyle olunca bunu atmak için işin manevi tarafına ağırlık veren biriydim. Geçmişte bunu sıkça yaşıyordum ve maneviyatın etkisini de görmediğimi düşünüyordum. Aslında fark ettiğim yalnızca çok fazla düşünüp umursadığım oldu ilerleyen süreçte. Ve şunu fark ettim ki ağzımızdan çıkan her söz bir dua niteliği taşıyor. Bu yüzden ne olursa olsun her şeyin iyisini dilemek, duada da ısrar etmek bir önem taşıyor. Ama temel olarak şunu bilmek gerekiyor ki bir şey olacaksa zaten olacaktır. Bunun üstüne gitmenin bir anlamı yoktur. Ve bir şey olmayacaksa, ne yaparsanız yapın zaten olmayacaktır. Bu yüzden olmayacak duaya da ‘Amin’ demenin anlamı yoktur. Ancak yine ilk konuyla alakalı ilerlersek burada yazar çok güzel bir noktaya değiniyor. Duanın etkisini geçiren ve kabul olmasını engelleyen en önemli durumun ise kulun acele etmesi, duanın olmayacağını düşünüp ümitsizliğe düşmesi ve duasını terk etmesi olarak belirtiyor. Ancak burada duanın içeriğinin de çok önemli olduğunu belirtmek gerekir. Yani bir tohum düşünelim. Taşın üstüne bırakırsan sonra da büyümesi için dua edersen bu olmaz. Toprağa ekeceksin, sulayacaksın, bakımını yapacaksın, büyüyecek, belki ağaç olacak ve meyve verecek. Her adımı gerçekleştirip ondan sonra duasını edeceksin ki istediğin bereketli olsun. Bu kısım önemli. Bu yüzden de büyüklerimiz olmayacak duaya her zaman karşı çıkmıştır. Daha sonra konu günahlara geliyor. Tabi her bölümden uzun uzun bahsetmek isterim ama aslında okumak çok daha iyi gelecektir hepimize, özellikle manevi olarak. Günahların insanlara maddi ve manevi etkilerinden söz ediliyor. Özellikle burada kişisel değil de genel olarak bakalım günahlara. Bir haksızlığa uğradığımızı düşünelim. Aksi mümkün mü? Ve burada özellikle bize karşı haksızlık edenlerin hiçbir zaman ceza görmediklerini ve yanlarına kar kaldığını düşünürüz. Ben de böyle düşünenlerden olduğumu saklamayacağım. Nedeni ise Tanrı’nın intikam planlarının biraz farklı çalışmasından kaynaklı. Yani bize karşı haksızlık yapanlar, canımızı yakanlar kısaca hakkımıza girenlere baktığımız zamanda şunu görürüz ki gerçekten de bu insanlardan bu yaptıkları çıkar ama genellikle bunun için yıllar geçer. Yıllar geçtikten sonra bana yapılanın karşılığı olsa ne olur olmasa ne olur. Çok daha kötüsü ise bu haksızlığı yapanın çoluk çocuğundan bu günahın bedelinin çıkmasıdır. Tanrı ve onun bu düzenini eleştirmek inanç bağlamında bizleri inançsız duruma getirecektir ama bir şey demeden de söylemek istediğimi net bir biçimde anlatmışımdır sanırım. 25 yaşında bana haksızlık yapan birinin cezasını 85 yaşında çekmesinin hiçbir anlamı ve hiçbir karşılığı bende yoktur. Daha fazlasını söylemem mümkün değil ama anlatmak istediğimi de net biçimde anlattım diye düşünüyorum. Şimdi şu konuya odaklanalım burada. Allah’ın lanet ettikleri diye bir bölüm var. Yazara sonuna kadar katılıyorum. Yani yeryüzünde bozgunculuk yapana, akrabalık bağlarını koparana, kendisine ve peygamberine eziyet edene lanet edildiği söyleniyor. Namuslu bir kadına namussuz damgası vurana da Tanrı lanet ettiğini belirtiyor. Hepsini temelde kabul ediyoruz. Şu akrabalık meselelerine artık değinmeyeceğim. Akraba yani sözde kan bağı taşıdığımız insanlar bizlerin yalnızca kötülüğünü istiyor, bize haset ediyor, zor zamanımızda yanımızda olmak yerine gidip zor zamanımızla dalga geçip arkamızdan gülüyor ve ben bunlarla ilişkimi kesiyorum diye Rabbimizin bizi lanetleyeceğine inanmıyorum. Her şeyi bilen Tanrı insanların neler düşündüğünü bilen Tanrı, kullarının neler yaptığını hiç bilmez mi? Aynı zamanda bu bölümde kadın elbisesi giyen erkeğe ve erkek elbisesi giyen kadına da lanet ediyor. Sonuna kadar katılıyorum. Tanrı ile değil ancak Tanrı’ya savaş açan ile ben de savaşırım. Yine devam ettiğimizde kafirlerin yolunu Müslümanların yolundan daha doğru görene de lanet edildiğini görmekteyiz. Günümüzde eğer bu insanlık, adalet, ticaret gibi sosyal konularla alakalı ise üzgünüm ama günümüz Müslümanları ve yaptıklarına baktığımızda ne yazık ki çoğumuz lanetlendik. Ama yok Allah’ın gerçekte emri bu, sözde Müslümanların yaptığı ise bu diyerek gerçekleri görebilirsek işte o zaman lanetlenmekten kurtulduk demektir. Son bölüm ise ‘Sevgi’ konusunda ancak bu bölüm hakkında bir şeyler söylemek için sevginin ne olduğunu bilmek gerekiyor. Bu konu hakkında bahsedilen içeriklerin ilgi çekici olduğunu söylemek yeterli. Şimdilik bitiriyoruz. İncelemeler: #34019341 Okumalar: Kalbin İlacı Zekiler Kitabı Hepimize iyi okumalar dilerim..
Kalbin İlacıİbni Kayyim El Cevziyye · Elif Yayınları · 2013693 okunma
·
100 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.