KoleksiyoncuJohn Fowles'in insan ruhunun karanlık dehlizlerine yaptığı en sarsıcı metinlerden biri. Her okuyuşta farklı bir katmanını açan, rahatsız ederek düşündüren bir roman.
Frederick Clegg, dış dünyada silik, içine kapanık bir adamdır. Kelebek koleksiyonculuğu yapması onun kontrol etme arzusunun masum görünen yansımasıdır. Ancak bu dürtü, Miranda Grey’e duyduğu saplantılı ilgiyle birlikte tehlikeli bir boyuta taşınır. Frederick, Miranda’yı kaçırarak onu kırsaldaki bir eve hapseder. Onun gözünde bu, sevginin bir biçimidir ancak Miranda içinse özgürlüğünün sistematik olarak yok edilişi.
Fowles’un bu kitaptaki ustalığı, okuru tek bir hakikate mahkûm etmemesinde yatar. Romanın ilk bölümünde Clegg’in zihnine gireriz; onun sıradanlığı, hatta saplantılı düşüncelerine bile yer yer “mantıklı” açıklamalar ile kamufle edip kendini aklaması yaşanan dehşeti daha da büyütür. Çünkü kötülük burada abartılı değil, neredeyse gündelik bir formdadır. Frederick'in, Miranda’yı bir koleksiyon parçasına indirgemesi, insanın ötekini nesneleştirme eğiliminin en çıplak hâlidir.
Miranda’nın gözünden görmeye başladığımız anda ise romanın duygusal ve entelektüel derinliği artar. O, yalnızca fiziksel olarak değil; zihinsel olarak da direnmeye çalışır. Sanatla, düşünceyle ve insan kalma çabasıyla var olmaya uğraşır. Ancak burada asıl çarpıcı olan, iki karakter arasındaki uçurumdur: biri sahip olmak ister, diğeri anlamak.
“Koleksiyoncu”, sevginin değil, sahip olma arzusunun hikâyesidir. Frederick’in duygusu sevgi değildir; kontrol etme ve dondurma isteğidir. Kelebekleri iğneleyip sakladığı gibi, Miranda’yı da “bozulmadan” elinde tutmak ister. Bu noktada roman, obsesyon ile sevgi arasındaki ince ama hayati farkı gözler önüne serer.
En rahatsız edici tarafı ise şu: Frederick kendini kötü biri olarak görmez. İşte romanın psikolojik gücü tam da burada yoğunlaşır. Okur, kötülüğün dışsal bir canavardan değil, içsel bir boşluktan doğduğunu fark eder. Empati kurma yetisinin yokluğu, insanı ne kadar tehlikeli bir varlığa dönüştürebilir?
Romanı ikinci kez okuyuşum ve ne olacağını bilsem de nefes almamı engelleyen bir metin “Koleksiyoncu”. Fowles, okuru yalnızca bir hikâyeye değil, insan doğasının karanlık yüzüyle yüzleşmeye davet ediyor.
“Bazı insanlar sever gibi yapar; aslında sadece sahip olmak ister." Koleksiyoncu, işte o tehlikeli çizginin romanı.”