Gönderi

Helva, sizin evinizde kavrulmadıkça hep tatlı gelir.
Deprem oluyor — “siyaset yapmayın.” Maden çöküyor — “şimdi zamanı değil.” Kadın öldürülüyor — “olayı politize etmeyin.” Çocuk ölüyor — “acının üstünden siyaset olmaz.” Okulda kurşun sıkılıyor — “lütfen gündem yapmayın.” Peki biz neyi konuşacağız? Sen sonucu konuşmak istiyorsun ama nedeni konuştuğun an “siyaset yapmış” oluyorsun. Bir bina yıkılıyor. “Ah kader.” Ama “neden denetim yapılmadı?” dediğin an… hop, siyaset. Bir maden çöküyor. “Çok üzücü.” Ama “güvenlik önlemleri neden yoktu?” dediğin an… yine siyaset. Yani acı serbest, sorgulama yasak. Garip bir sistem bu. Yangını izleyebilirsin ama yangın tüpünün neden boş olduğunu soramazsın. Ağlayabilirsin ama “kim sorumlu?” diyemezsin. Eğer hayatta kalmak, nefes almak, sağlam bir binada barınmak ve yolda yürürken durduk yere öldürülmemek siyasetin konusu değilse... Biz bu devasa organizasyonu niye kurduk? Bütün bu meclisler, o bitmek bilmeyen kravatlı lümpenlerin toplantıları, o koca koca binalar sadece kavşaklara dikilecek lalelerin ihalesini yapmak ve pazar günleri park açılışlarında kurdele kesmek için mi var? Lütfen yetkili bir merci bana siyasetin mesai saatlerini ve ilgilenmeye lütfettiği konuların tam listesini bir Excel tablosu olarak mail atsın, çünkü ben her defasında bu mantık hatasıyla yüzleşmekten artık gerçekten delirmek üzereyim.
··1 alıntı·
7 +1'leme
·
28,8bin Gösterim
28 Yorum
Çünkü soru, sorumluluğu çağırır. Sorumluluk ise bu sistemin en sevmediği şeydir. Ağlamak serbest hatta makbul. Duygusal tepkiler sistemi tehdit etmez, aksine onu besler. Ama kim sorumlu? dediğin an o duygunun yönü değişir. Artık sadece hisseden değil, düşünen ve hesap soran birine dönüşürsün. İşte o noktada sınırlar başlar. Bana göre mesele şu: Bu düzen acıyı ve adaleti yönetilebilir kılmak istiyor . Çünkü adalet, düzeni sorgular. O yüzden biz sadece izleyen ya da sadece üzülen biri olmayı reddetmeliyiz. Çünkü bazı sorular sorulmadığında o yangınlar hep yeniden çıkıyor.
Peyami
Gönderi Sahibi
Haklısınız efendim. Bizim memlekette ağlayana mendil uzatan çoktur ama "Bu ateşi kim yaktı?" diyene kimse bir bardak su vermez. Zira gözyaşı dökmek masrafsız, hesap sormak ise faturası en ağır iştir.
Müthiş bir yazı... Her yerde söylüyorum bu yayın, haber, konuşma yasağı saçmalığını. Bu alenen insanların düşüncelerini, bilgi alma özgürlüklerini kısıtlayarak hapsetmek. Toplumu kötü etkileyen şeyler felaket haberleri değil, her çocuğun beline silah özendiren, dolandırıcılığı makulleştiren, geleceğinin olmayacağına ikna edip mafyalığı güzelleyen ve RTÜK denen garip kurumun denetiminde olan ana akım medya. Soru soracağına soranın kafasına nasıl sıkacağı, nasıl bu işlerden sıyrılacağı öğretilen nesile yazık oluyor. Ve hiç kimsenin sorumluluk almadan para kazandığı sistemi yayanlar deprem, cinayet, göçük her şeyde gözyaşı dökerken en önde.
“Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana kahraman diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise; bana komünist diyorlar..”
Çok çok haklı bir serzeniş ,Cümlelerin bittiği yerdeyiz .
Hayat pahalılığı , derin yoksulluk, yüksek enflasyon, adaletsizlik , her gün öldürülen kadınlar , cemaatler tarikatlar dışında her şey konuşabiliriz
Reklam
👏🏻👏🏻
Yayın yasağı doğru bir karar!elbette yazdıklarınıza katılıyorum destekliyorum fakat ergenlerin,çocukların ekranlarda ,haberlerde bu olayı görmesi,duyması kaygı düzeylerini artıracak ve hatta psikolojilerini bozacaktır.İşgüzar kanallar en ince ayrıntılarına kadar gösterecek psikopat ruhlar kahraman olma ,her ne şekilde olursa olsun ekranlarda olma, isminin duyulması ona çekici gelecektir.Siverekteki okul baskının olduğu gün bu tür olaylar Amerika’da olurdu ülkemde bir ilk ama devamı gelecek yayın yasağı gelmeli dedik ertesi gün Maraş’ta daha korkuncu oldu.
Peyami
Gönderi Sahibi
SisifosSisifos Sayın hocam, adaletin çürüdüğü ve mafya düzeninin meşrulaştığı yönündeki tespitinize bir gazeteci olarak sonuna kadar katılıyorum. Ancak düştüğünüz devasa bir mantık hatası var: Siz faturayı o tetiği çektiren sisteme ve faillere değil; haberi yayınlayana kesiyorsunuz. Ben o olayları sizin gibi ana haber bültenlerinin reyting kaygılı, arabesk kurgularından izlemiyorum. Bizzat işin içerisindeyim. Show TV’nin bir kadının katledilmesini reyting malzemesi yapıp kan banyosu sunması gazetecilik değildir, vahşet sömürüsüdür; buna itiraz etmekte yerden göğe kadar haklısınız. Fakat medyanın o çürümüş yüzüne bakarak "Yayın yasağı gelsin, midemiz bulanmasın" demek; ev alev alev yanarken perdeyi kapatıp yangını çözdüğünü sanmaktır. Siz, 'Bu olaylar gösterilmesin' diyerek aslında şiddeti önlemiyorsunuz; o cinayetlerin asıl sorumlularına, liyakatsiz yöneticilere ve adaleti çürütenlere en sevdikleri şeyi veriyorsunuz: Saklanacakları bir karanlık. Bizi bu cehennemden kurtaracak olan şey ekranların karartılması değil, bu halkın gördüğü yozlaşmanın karşısına dikilip sorumlulardan hesap sormasıdır. Haberi yasaklayarak felaketi bitiremezsiniz, sadece faili gizlersiniz.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.