Değişik bir kitap, bu tarz kitaplarla alakalı hissiyatım; insan onları okumaz, onlarla hesaplaşır. İnsanın Acısını İnsan Alır benim için tam da böyle bir metin oldu. Sayfalarını çevirdikçe bir hikâye takip ettiğimi değil, kendi içimde yıllardır sessizce biriktirdiğim duyguların yankısını dinlediğimi hissettim. Bu eser, okuyucusunu avutmaya çalışan bir teselli kitabı değil; insanı kendisiyle yüz yüze bırakan, kaçınılmaz bir iç muhasebeye davet eden ciddi ve vakur bir anlatı.
Yazarın dili, abartıya kaçmayan ama derinliği ihmal etmeyen bir sadelik taşıyor. Sözler ne fazla süslü ne de kuru; tam aksine, yerli yerinde ve ölçülü. Bu ölçülülük, metne güven veren bir ağırlık kazandırmış. Okurken sık sık şunu düşündüm: İnsan ruhunu anlamak için büyük cümleler kurmaya değil, doğru cümleleri doğru yerde söylemeye ihtiyaç vardır.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken husus, acının bir zayıflık değil, insanın olgunlaşma yolculuğunda kaçınılmaz bir eşik olarak ele alınmasıydı. Yazar, insanın yaralarını inkâr etmesini değil; onları tanımasını, kabul etmesini ve nihayetinde onlarla barışmasını öneriyor. Bu yaklaşım, bana hayatın en sert dönemlerinde bile insanın kendi iç sesini kaybetmemesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı.
Eserin bir başka kıymetli tarafı da merhameti ve anlayışı merkeze koymasıdır. Günümüz dünyasında insanlar çoğu zaman hızlı yaşıyor, hızlı konuşuyor ve hızlı yargılıyor. Oysa bu kitap, insanın insana iyi gelmesinin hâlâ mümkün olduğunu; bir insanın bir başka insanı gerçekten dinlediğinde, en ağır yüklerin bile hafifleyebileceğini sakin bir bilgelikle anlatıyor.
Okuma sürecim boyunca zaman zaman kitabı kapatıp uzun uzun düşündüğüm oldu. Çünkü bazı cümleler yalnızca okunmak için değil, üzerinde durup tartılmak için yazılmıştı. Bu eser bana şunu hatırlattı: İnsan bazen güçlü olduğu için değil, ayakta kalmaktan başka seçeneği olmadığı için güçlü görünür. Ve gerçek güç, yarayı saklamakta değil; onunla yaşamayı öğrenmektedir.
Neticede İnsanın Acısını İnsan Alır, benim nazarımda yalnızca psikolojik bir metin değil; insanın kendine karşı dürüst olma cesaretini anlatan bir hayat dersi niteliğindedir. Bu kitabı bitirdiğimde kendimi daha hafiflemiş değil, daha farkında hissettim. Zira insanın yükü bazen azalmaz; fakat anlam kazandığında taşınabilir hâle gelir.