Bu kitabı okurken bir hikâyeye dışarıdan bakmıyorsunuz. Aksine, bir canlının iç dünyasına davet ediliyorsunuz. Ve bu davet çok nazik değil… oldukça gerçek, oldukça sarsıcı.
Atlarla bir şekilde yolu kesişmiş biri olarak, okuduklarım sadece kurgu gibi gelmedi bana. Daha önce hissettiğim ama tam adını koyamadığım birçok şeyi bu kitapta gördüm. Bir hayvanın “itaat” gibi görünen davranışlarının arkasında neler olabileceğini, sessizliğin her zaman huzur anlamına gelmediğini çok derinden hissettirdi.
Zor bir kitap… çünkü yüzleşmek zor.
Ama aynı zamanda çok kıymetli… çünkü hatırlatıyor.
En çok da şunu:
Her şey değişir. İyi olan da, zor olan da… hiçbir şey sabit kalmaz.
Bu düşünce bazen insanın içini acıtıyor.
Ama bir yandan da garip bir şekilde yumuşatıyor.
Eğer kalbinizle okuyabileceğiniz bir kitap arıyorsanız,
ve biraz durup gerçekten “hissetmeye” hazırsanız…
bu kitap sizinle konuşacaktır.
Ama uyarayım:
Bazı sayfalarda sadece okumayacaksınız…
biraz da yas tutacaksınız.