Puan vermedi·259 syf.····Okunma: 16 Nisan 2026 15:53 “Pasajlar” başlığını gördüğünüzde aklınıza bir metindeki paragraflar gelebilir. Ama değil! Günümüz AVM’lerinin öncüsü yapıları olan pasajlar kastediliyor. Pasajlar; iki bina arasında, üstü camekanla kaplı, bir yandan girişi diğer yandan ise başka bir mekana çıkışı olan geçiş yerleri olarak tarif ediliyor.
Kitap, 19. yüzyıl Fransa’sında, Paris’inde geçiyor. Modern hayatın ve modern insanın nasıl ortaya çıktığı anlatılıyor. Şehir gezginleri ve modern kapitalizmin nasıl doğduğu anlatılıyor. Pasajlar, kapitalizmin vitrini olarak tasvir ediliyor. Pasajlar, düşüncelerin yönetildiği ve yönlendirildiği yerler olarak karşımıza çıkıyor.
Tarihin parçalı olduğu, geçmişin bugünden yeniden okunması gerektiği anlatılıyor. Kitap, tarih üzerinden faşizmin eleştirisini yapıyor.
Şehir büyüdükçe insanlar birbirine yabancılaşıyor. Fotoğraf, şehrin hareketli halini bir an durduruyor.
Kitap bizi 1800’lü yıllara; Marx’ın, Baudelaire’nin, Balzac’ın, Poe’nin, Hugo’nun yaşadığı yıllara götürüyor. Bu yazarları, eserlerinin yanısıra, hayatlarıyla, çevreleri ve şartlarıyla kavramamızı sağlıyor.
Walter Benjamin, pul biriktirir gibi, Baudelaire (okunuşu: botler) başta olmak üzere pek çok kişiden fikir biriktirmiş ve bunları sırasıyla “pasajlar” eserinde yer vermiş. Benjamin sistem düşünürü değil, sıçlamalarla anlatıyor.
1800’lerin başında sadece yatmadan yatmaya eve giden Fransız toplumu, pasajların açılması yoluyla daha da hareketleniyor.
Paris’te bulvarların ve geniş caddelerin yapılması anlatılırken, Menderes döneminde İstanbul’un kavisli caddeleri yerine düz ve geniş Millet ve Vatan caddelerin yapılmasını hatırlanabilir.
Kitabın ilk elli sayfasını okurken, metin Türkçe olmasına rağmen hiçbir şey anlayamadığım çok oldu. Bunun nedeni büyük ihtimalle yazarın, okurun Fransız edebiyatının tüm eserlerini bildiğini düşünerek yazmasından kaynaklanıyor olabilir. Çünkü yazar bu kitabı yazarken 850
Kaynak taramış.