Gönderi

Puan vermedi·400 syf.··
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 15:32
Joyce Carol Oates bu romanda tarihsel gerçeklikten beslenen bir kurgu oluşturmuş. Bunu yaparken de bilimsel otoritenin karanlık yüzünü ve bu otoritenin özellikle kadın bedeni üzerindeki tahakkümünü merkeze almış. Roman, bir doktor figürü üzerinden ilerliyor. Bu doktor karakteri tarihte gerçekten yaşamış üç farklı doktordan ilhamla oluşturulmuş. Bu üç doktor da tıp tarihinde önemli buluşlara imza atmış insanlar. Fakat bu buluşları ve tıbbi keşifleri yaparken köleler ve göçmenler üzerinde insanlık dışı deneyler yapmışlar maalesef. Oates de buradan hareketle bir akıl hastanesine kapatılmış kadınların, yarattığı Doktor Weir karakteri tarafından nasıl insanlık ve etik dışı muamelelere maruz bırakıldığını anlatıyor bize. Bunu yaparken izlediği yol çoğu okura ilginç gelecektir. Okuyanlar ne demek istediğimi anlayacak. Okumayanlar için çok fazla anlatarak heyecanını kaçırmak istemem. Ama şunu söyleyeyim ki herkesin kaldırabileceği bir metin değil. Metin boyunca, kadın bedeninin nasıl tanımlandığı, kim tarafından tanımlandığı ve bu tanımın ne tür sonuçlar doğurduğu temel mesele haline geliyor. Kadın bedeninin sürekli bir nesneye indirgenmesi romanın en çarpıcı yönlerinden biri. Doktorun (ve genel olarak erkek egemen tıbbın) kadınları inceleme nesnesi, patolojik vaka, kontrol edilmesi gereken beden olarak görmesi, metnin merkezinde yer alıyor. Tarihsel olarak kadın sağlığının “özel alan” sayıldığını, erkek bedeninin ise “norm” kabul edildiğini biliyoruz. Hatta bu yüzden kalp krizi belirtileri bile uzun süre erkeklere göre tanımlandı kadınların semptomları görmezden gelindi. Kadın sağlığı sistematik olarak değersiz görülüyor ve kadınların problemleri (örneğin pcos) önemsiz sayılıp kadın sağlığı sadece üreme sağlığına indirgeniyor. Romanda Dr. Weir bu bakış açısınıa "rağmen" jinekoloji alanında kariyer yaptığı için bir yandan takdir toplarken bir yanda da aşağılanıyor. Romanın en rahatsız edici taraflarından biri yapılan şeyler bilim adına yapılıyor olması. Bilim sosyolojisi bize şu soruları sorar: Bilimsel bilgi kim tarafından üretiliyor? Bilimsel bilginin doğruluğuna kim karar veriyor? Bilimde kullanılan yöntemler ne kadar etik? Romanda doktor figürü, kendi döneminin “saygın bilim insanı”. Ama bugün baktığımızda uygulamaları etik dışı ve şiddet dolu. Demek ki bilimsel otorite her zaman ahlaki doğruluğun garantisi değil. Roman, patriyarkanın bilim aracılığıyla nasıl kurumsallaştığını gösteriyor. Bilimin tarafsız olmadığı fikrini güçlü biçimde destekliyor. Etik sınırların, otorite altında nasıl kolayca aşılabildiğini gösteriyor. Bilimsel otoriteler “doğruyu” değil, mevcut iktidar yapısıyla uyumlu olanı onaylıyor ve bu yüzden etik ihlaller görünmez oluyor, hatta “ilerleme” olarak yazılıyor. Sonuç olarak, Joyce Carol Oates’in romanında kadın bedeni açık şiddetle kontrol altına alınırken, günümüzde bu kontrol daha örtük bir biçim alır: ihmal, yetersiz araştırma ve önceliklendirme eksikliği. Değişen yöntemlerdir; değişmeyen ise kadın bedeninin ikincil konumudur.
KasapJoyce Carol Oates · Dedalus Yayınları · 202545 okunma
·
36 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.