…çocukluğumun hazine değerindeki hatıralarından “pal sokağı çocukları” kitabı hakkındaki ifadelerimden sonra, yine çocukluğumun müstesna hatıralarının bir tanesi olan “andersen’den masallar” kitabı hakkında bir şeyler karalamak bana, “takvim gerisine kalkan lüks bir kompartımanda yer ayırtmak” gibi oldu.
çok uzun süre önce gidilmiş yollarda hiç bir manzara değişimi yaşamadan aynı hissiyatları duyumsayarak yol almak gibiydi bazı hikayeleri yeniden okumak.
hikayelerim kimisi daha henüz okumayı öğrendiğim zamanlardaki alıştırma kitaplarında yer alan küçük hikayelerdi. kimisi ise bir karakter oturtmaya çalıştığım daha üst okul dönemlerinde ama daha gösterişli ciltlerde basılmış kitaplarda yer alan hikayelerdi.
mamafih kitapların fiziki nevi ne olursa olsun beni götürdüğü yerdeki yollarda gösterdikleri hisler aynı hislerdi.
sahi kitapların da hatırlar ihtiva eden karakterize bir DNA’sı olmalıydı!
yoksa aynı hisleri aynı yerden geçerken almak mümkün olmazdı. su aynıysa da tadı aynıysa da içilen zaman aynı değildi fakat kimi kitaplar için bu böyle olmasa gerek. çünkü takvim gerisine yolculuk yaptırırken yaşanılan zamanı da çağırabiliyorlar.
kitap, toplam yirmi hikayeden oluşuyor. kitabın çevirmeni zeynep menemenci, yazmış olduğu önsözünde hans christian andersen’den için şu çok değerli ifadeyi kullanmış :
“başkalarının göremediklerini görüyor, ufak bir olayın gülünç veya hazin tarafını bir bakışta seziyordu. hayal gücünü körükleyen bu görme kabiliyeti ile ne yana dönse bu ilham kaynağı oluyordu.”
yazarın böylesi rafine yeteneği ile hayattan rafine edilmiş hikayeleri okumak çok özel takdir ifadelerini fazlasıyla hakediyor.
o halde ben de böylesi hayattan rafine edilmiş hikayeleri okumayı gönül rahatlıkla tavsiye edebilirim. şimdiden keyifli okumalar…
#meki_022kitaplığı #kitapönerisi #andersendenmasallar