Descartes’ın yeryüzüne indirdiği “skeptik lanet” bu Bilim ile birlikte çope atılıyor. Tümüyle değersiz olmamakla birlikte müşterek insan kavramını ideolojilere göreleyerek/bölerek mevcut birliği sarsılmaz bir “ego”nun hizmetine sunmuştur. Gerçek ve de bütüncül bir iyilik anlayışı arayışında olanlar “Cogito”ya yüklü değeri parlatıp durmak yerine “zorunlu ilkeleri” irdelemeleri gerekir. Okuduğu iki felsefe kitabıyla filozof kesilen biri olarak değil, bir felsefe öğrencisi olarak söylüyorum bunları. Kaldı ki bunlar akademi ya da genel olarak bütün bir müfredatın önermekten çekindiği bir meseledir. Bu eserle beraber (Herder’in Tarih Felsefesi de buna emsal gösterilebilir) benim için şu kesinleşmiştir: Şüphe ya da Kartezyen dualizm, doğa durumuyla özdeşliğin bir işaretidir. Doğa durumunda akılla ilişkilenmemiş, yasayla dizginleşmemiş duygular vardır. Bu henüz “insanileşmemiş” duygu durumu kaosa meydan verir. Şüphenin buradaki işlevi ise, akıl ile duygu arasında çatışmaya mahal vermekten başka bir şey değildir. Örnek: Hem su hem de alkol sıvıdır. Ama ilki yararlı iken ikincisi ise zararlıdır. Canın saf hâliyle su içmek istiyor ama sen köken olarak ikisi de sıvı olduğundan hareketle alkolü içmeyi tercih ediyorsun. Şeylerin kökenine inmek elbette değerlidir ama bu süreçte “gereksiz” şüpheye sapmak da ihtimaller dahilinde. İşte burada iyiliğin ya da faydanın zorunluluğunu kâti olarak bildirmek, emretmek gerekir. Ama şüphe, insanilaşme eğilimini sürekli sınadığından ne tam vahşileştiyor ne de tam olarak insanileştiyor, bu da “ödev” ya da “görev bilincinin” yoksunluğundan ötürü kişinin vahşi durumda olduğunu gösterir.
“Yeni Bilim” işte böyle bir bilinci aşılıyor. Aslında aşılamaktan çok, Descates’in açtığı onca yarıktan göz kırparak bütün bir insanlığa, onların Tanrı önünde