Abdullah KURT

Abdullah KURT
@abdullahkurt
Bugünün insanlarıyla yarın görüşeceğiz!

Abdullah KURT

, bir kitap okudu
9/10
·747 syf.·
Beğendi
·
27 günde okudu
·
2026 14. kitabı
Johann Gottfried Herder
8.9/10 · 26 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
şiir ve felsefe: küçük bir sitem
Giambastia Vico, hani bütün azametiyle tahtındaki yerini koruyan şu ulu efsane! Kimin ondan nasıl bahsettiği hiç umurumda değildir. Zaten bir kitap okuyacaksanız, başta, onun hakkında söylenenleri unutmalısız. Başkasının yargıları ile düşünmek sizin iradenizi asla temsil etmez. Vico’yu da böyle okudum; şunun bunun “baskısı” olmadan. Yeni Bilim’di yapıtın adı. Yaklaşık olarak şöyle bir ifadesi var: “Felsefece düşünmek şiirce düşünmeyi müthiş etkiler.” iyi mi kötü mü söylediği belli olmayan bu cümle okuduğum andan şimdiye kadar çın çın aklımda. Nietzsche’nin dili öyledir örneğin, Herakleitos, Parmenides.. Felsefe tarihinde bulunan neredeyse filozofların tamamı taparcasına bir minnetle yaklaşırlar şiire. Ama felsefe, Vico’nun da vurguladığı üzere, her ne kadar ulusararası bir perspektif sunuyor görünse de şiiri son derece kötü etkiler. Bana kalırsa Vico da başlarda şiir yazmak isterdi. Ama benim gibi o da şiiri nasıl seviyorduysa, onu yüceltip keskinleştireyim derken felsefenin cazibesine yenildi. Çünkü “her şey anlam problematiğine işaret eder” – nihayet! Bir kere şu ayrımı bilmek elzemdir: Felsefe de şiir de bir anlam arayışındadır fakat ikisi de farklı yollardan buna ulaşmaya çalışır. Bu ayrıma da, felsefeyle haşir neşir olduğum bu zamanlarda vardım; evet, felsefe en azından şiirsel düşünümü son derece kötü etkiler. Yazamaz derecede etkilemez ama (yaklaşım olarak) acemiceliğin ve dahi pirüpaklığın önünü büyük ölçüde kapatır.
Şiir
Okumak nedir, ne değildir?
Okuma etkinliğine bugün biçilen paha, niteliksel olmaktan çok çok uzaktır. Yeni kuşak olarak böyle yaklaşır olmamızın nedeni söz konusu etkinliğin artık araçsallaştığının bir göstergesidir. Mevcut koşullar kıskacında artık bir lüks olan okuma eyleminin insana kattığı pek de görülür bir etkisi var değil açıkçası. Yerli yersiz her şeyin saçma bir biçimde sorgulandığı, ama bu sorgulamaların birçoğunun bir çeşit “canlılık tepkisi” olduğu herkesin malumudur. Salt “ne kadar?” ve “ne” sorusu üzerinden durumun vahametini kolayca anlaşılabilir kılabiliriz. “Ahmet 100 adet kitap okumuştur.” Kitap denince eşyanın öznelliği her şeyden daha çok öne çıkıyor. En kral bilimsel teorik eser bile farklı biçimlerde ele alınıp nesnelliği sorgulanırken biz herhangi bir eser üstüne öznel bir yargıya varamayız, öyle mi? Yesinler! Wittgenstein, “Dünya olguların toplamıdır, şeylerin değil.” derken neden doğrudan bütün olguları bünyesinde bütünleyen “olay” kavramını kullanmak yerine, olguları tercih etti dersiniz? Çünkü, daha sonrasında da vurguladığı gibi, “insan deneyimlerini, tanım ve anlamların karşıladığı nesnelerden bağımsız düşünmek imkânsızdır.” Kitap da onca nesneyi karşılayan anlamlarla dolu olduğuna göre okumak, nesnel bir anlayıştan ayrı olarak genellikle sözkonusu öznel deneyim/anlamlarla doludur. Örneğin bir şeyin niceliğini sorgulamak bizim daha çok biçimci bir bakışla yaklaştığımızı imlerken, onun “neliğini” sorgulamak ise bizzat ontolojisini ve bu yapının içerimlerini anlamaya yöneliktir. Tabii bu durum aynı zamanda ciddi bir politizasyonun da parçasıdır. Gözetim/denetim ve gösteri ya da seyirlik toplumunda sömürü kavramı öyle çok nesne yüklendi ki aydınlamayı, ilerlemeyi amaçlayan onca yapıt da bu epistemolojik buhrandan payını aldı. Hayır, sirkülasyon böylece tam olarak
Eleştiri
Bu, Zihnin Bilimidir
10/10
·642 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 00:00
Descartes’ın yeryüzüne indirdiği “skeptik lanet” bu Bilim ile birlikte çope atılıyor. Tümüyle değersiz olmamakla birlikte müşterek insan kavramını ideolojilere göreleyerek/bölerek mevcut birliği sarsılmaz bir “ego”nun hizmetine sunmuştur. Gerçek ve de bütüncül bir iyilik anlayışı arayışında olanlar “Cogito”ya yüklü değeri parlatıp durmak yerine “zorunlu ilkeleri” irdelemeleri gerekir. Okuduğu iki felsefe kitabıyla filozof kesilen biri olarak değil, bir felsefe öğrencisi olarak söylüyorum bunları. Kaldı ki bunlar akademi ya da genel olarak bütün bir müfredatın önermekten çekindiği bir meseledir. Bu eserle beraber (Herder’in Tarih Felsefesi de buna emsal gösterilebilir) benim için şu kesinleşmiştir: Şüphe ya da Kartezyen dualizm, doğa durumuyla özdeşliğin bir işaretidir. Doğa durumunda akılla ilişkilenmemiş, yasayla dizginleşmemiş duygular vardır. Bu henüz “insanileşmemiş” duygu durumu kaosa meydan verir. Şüphenin buradaki işlevi ise, akıl ile duygu arasında çatışmaya mahal vermekten başka bir şey değildir. Örnek: Hem su hem de alkol sıvıdır. Ama ilki yararlı iken ikincisi ise zararlıdır. Canın saf hâliyle su içmek istiyor ama sen köken olarak ikisi de sıvı olduğundan hareketle alkolü içmeyi tercih ediyorsun. Şeylerin kökenine inmek elbette değerlidir ama bu süreçte “gereksiz” şüpheye sapmak da ihtimaller dahilinde. İşte burada iyiliğin ya da faydanın zorunluluğunu kâti olarak bildirmek, emretmek gerekir. Ama şüphe, insanilaşme eğilimini sürekli sınadığından ne tam vahşileştiyor ne de tam olarak insanileştiyor, bu da “ödev” ya da “görev bilincinin” yoksunluğundan ötürü kişinin vahşi durumda olduğunu gösterir. “Yeni Bilim” işte böyle bir bilinci aşılıyor. Aslında aşılamaktan çok, Descates’in açtığı onca yarıktan göz kırparak bütün bir insanlığa, onların Tanrı önünde
Düşünce
Yeni BilimGiambattista Vico · Doğu Batı Yayınları · 200723 okunma