Zümrüt Ayna, Celal Şengör’ün farklı dönemlerde kaleme aldığı denemelerin bir araya getirilmesiyle oluşmuş, yalnızca bilgi aktarmakla kalmayıp aynı zamanda rahatsız eden, düşündüren ve yer yer insanı kendisiyle yüzleştiren bir eser. Yazıların büyük kısmının 1998–1999 yıllarına ait olması, dönemin meselelerini anlamak açısından önemli bir arka plan sunarken, asıl çarpıcı olan şey bu metinlerin bugün hâlâ geçerliliğini koruyor olması. Eğitim sistemi üzerine yaptığı eleştiriler özellikle dikkat çekici; ezbere dayalı, sorgulamayan bir yapının uzun vadede toplumsal çöküşe yol açacağını vurgularken, bu sürecin köklerini Atatürk sonrası döneme ve Hasan Âli Yücel’in ayrılışına kadar götürüyor. Açıkçası kitabı okurken en rahatsız edici taraflardan biri, anlatılan sorunların aradan geçen onca zamana rağmen büyük ölçüde devam ettiğini görmek oldu. “Büyük Birader Sorunu” başlıklı yazıda ise toplumun otoriteye bağımlı hâle gelmesi, bireylerin şikâyet etmekle yetinip inisiyatif almaktan kaçınması sert bir şekilde eleştiriliyor; bu noktada insan ister istemez kendini de sorguluyor ve bu düzenin bir parçası olup olmadığını düşünmeden edemiyor. Deprem meselesine yaklaşımı ise kitabın en sert ve en sarsıcı taraflarından biri; doğa olaylarını anlamak yerine onları metafizik açıklamalara indirgeme eğilimini eleştirirken aslında bilime karşı takınılan genel tavrı da ortaya koyuyor. Kitap boyunca yalnızca bilim değil, siyaset, toplum ve kültür de iç içe geçiyor; bu da metni tek yönlü bir anlatıdan çıkarıp çok katmanlı bir düşünce metnine dönüştürüyor. Yer yer sert, yer yer provoke edici ama çoğu zaman haklı sorular soran bu eser, bana göre okunurken insanı rahatsız eden ama tam da bu yüzden değerli olan kitaplardan biri; çünkü bazı metinler bilgi vermez, aynayı tutar ve insan o aynada