Giambastia Vico, hani bütün azametiyle tahtındaki yerini koruyan şu ulu efsane! Kimin ondan nasıl bahsettiği hiç umurumda değildir. Zaten bir kitap okuyacaksanız, başta, onun hakkında söylenenleri unutmalısız. Başkasının yargıları ile düşünmek sizin iradenizi asla temsil etmez. Vico’yu da böyle okudum; şunun bunun “baskısı” olmadan. Yeni Bilim’di yapıtın adı. Yaklaşık olarak şöyle bir ifadesi var: “Felsefece düşünmek şiirce düşünmeyi müthiş etkiler.” iyi mi kötü mü söylediği belli olmayan bu cümle okuduğum andan şimdiye kadar çın çın aklımda. Nietzsche’nin dili öyledir örneğin, Herakleitos, Parmenides.. Felsefe tarihinde bulunan neredeyse filozofların tamamı taparcasına bir minnetle yaklaşırlar şiire. Ama felsefe, Vico’nun da vurguladığı üzere, her ne kadar ulusararası bir perspektif sunuyor görünse de şiiri son derece kötü etkiler. Bana kalırsa Vico da başlarda şiir yazmak isterdi. Ama benim gibi o da şiiri nasıl seviyorduysa, onu yüceltip keskinleştireyim derken felsefenin cazibesine yenildi. Çünkü “her şey anlam problematiğine işaret eder” – nihayet! Bir kere şu ayrımı bilmek elzemdir: Felsefe de şiir de bir anlam arayışındadır fakat ikisi de farklı yollardan buna ulaşmaya çalışır. Bu ayrıma da, felsefeyle haşir neşir olduğum bu zamanlarda vardım; evet, felsefe en azından şiirsel düşünümü son derece kötü etkiler. Yazamaz derecede etkilemez ama (yaklaşım olarak) acemiceliğin ve dahi pirüpaklığın önünü büyük ölçüde kapatır.