Geç kalmış hayatların telafisi yoktu elbette. Hepimiz bunu çok iyi biliyoruz. Bu kitapta genç bir kızın hayatının elinden nasıl alındığını satır satır okuyarak şahit oldum.
Çok abarttığımı düşünebilirsiniz. Bir bebeğin annesinden nasıl koparıldığına şahit olmak...boğazım düğüm düğüm.
Belki de ben abartıyorumdur kitabı. Bilmiyorum. Bilemiyorum.
Ardımda Kalanlar;
WİLLARD'IN GERÇEKLERİ.
Okumadan önce spoiler içerdiğini söylemek isterim.
Willard akıl hastanesi ABD’nin New York kentinde yer alan Seneca Gölü kenarındaki bu yer 1869 yılından 1995'e kadar hizmet vermiş. Gerçekten hizmet verdi mi orası büyük tartışmalara yol açar. Çalışma süresi boyunca tam 54.000 hastası olmuş. Üstelik o zamanın şartlarında akıl hastanesi farklı bir şekilde işlev görüyormuş.
Sadece "DELİ" veya gerçekten aklını yitirmiş hastaları barındırmamış.
Örneğin;
Bir koca karısından şikayetçiyse hastane ile iletişime geçip karısını hastaneye kapattırabiliyormuş. Veya bir anne ve baba çocuğu söz dinlemiyor diye hastaneye başvuruyormuş.
Eşcinsel bireyler de aklını yitirmiş damgası vurularak hastaneye kapatılıyormuş. Kısacası toplumun kabul etmediği her birey soluğu burada alıyormuş. Hastaların dışarı çıkması tamamen ailesinin inisiyatifine bağlı olurmuş. Hikayede adı geçen Clara' da babası tarafından hastaneye kapatılmış ve tüm yaşamı elinden alınmış.
İyi yanı da varmış. Dışarıda rahat edemeyen kadınların da sığınağı olmuş bi yandan. 54.000 hastanın yarısının ölümü hastanede gerçekleşmiş ve ölenler ailesinin itibarı, soyadı kirlenmesin diye sadece numaralandırılmış plakalarla mezarları belirtilmiş.
Hastanenin acı gerçeği;
1900 yılına kadar hastane akıl sağlığı zarar görmüş hastaları topluma kazandırmak için hizmet vermiş. 1900'den sonra hizmet politikasını değiştirip sadece kadın hastaları almaya başlamış. Sisteme ve kocalarına karşı gelen tüm kadınlar aynı zamanda sağlıklı olup gayet aklı yerindeymiş. Bir süre sonra hastanenin tüm çalışanlarını bu kadınlar oluşturmaya başlamış. En üzücü yanı bu kadınların kısırlaştırılıp tacize ve tecavüze maruz kalmışlar. Sözde tedavi adı altında elektroşok verilmiş.
Raymond 6 yaşında bir çocuk ve yemek yemediği için hastaneye yatırılmış ve yıllar sonra iyileştiğine kanaat getirilerek taburcu edilmiş fakat ailesi dış dünyaya ayak uyduramaz diye istememiş. Hastaneye geri dönmek zorunda kalan Raymond bir gün küçük bir iple kendini asmış şekilde bulunmuş.
Çatı katında tutulan ve hastaneden hiç çıkamayan hastalara ait yüzlerce valiz bulunmuş ve yarım kalan nice hayatlar gizli kalmış bu taş duvarlar ardında.
Jon Crispin bu eşyaların fotoğrafları çekmiş ve yazarımız Ellen Marie Wiseman merak ederek araştırmalar sonucu bu romanı yazmış.