Gönderi

8/10
·109 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Nisan 2026 16:07
"Kayıp ilanını gördüğüm zaman artık çok geç olduğunu anladım. O şiş yüzü ismi olmadan da tanırdım, o kısık gözleri ve o tuhaf gülümsemeyi; hiçbir şeyin yolunda gitmediği apaçıkken, 'Her şey yolunda' demeye çalışan o yorgun yüzü, bana düşmanca değilse de umutsuz gözlerle bakan, ulaşılmaz bir yere çekilmiş o yüzü; 'Hiçbir şey yapamayacaksın' diyen bakışı. Gerçekten de hiçbir şey yapamadığımı o gün anladım. Fotoğrafta iri ilmekli, beyaz bir hırka giymişti, boynundaki fular bluzunun üzerine sarkıyordu, uygunsuz bir kıyafet, sekiz yaşında bir çocuk kıyafeti değil, bir erişkinin kıyafeti; ama hepsinden öte, o tuhaf duruşu; kollarını kendine farklı bir hava vermeye çalışır gibi garip bir biçimde kavuşturmuştu. Fotoğraf bana, her tarafı acıdığı halde iyiymiş gibi görünmeye çalışan o dokunaklı halini hatırlatıyordu, acısı sakar hareketlerinden, gergin kollarından ve bacaklarından belli olduğu halde; içinde bir şeylerin paramparça olduğu hemen fark ediliyordu.” #AlexandreSeurat , 2009 yılında Fransa’da yaşanan gerçek bir olaydan yola çıkarak kaleme aldığı #Sakar kitabıyla, aile kurumuna sorgusuz sualsiz kutsallık atfedilmesinin yıkıcı sonuçlarını yalın ve sarsıcı bir anlatımla gözler önüne seriyor. Sekiz yaşındaki Diana’nın (Asıl adı Marina Sabatier) kayıp ilanı haberini gören öğretmeni düşünüyor bunları. Şiş yüzünü ilk gördüğünde, aklına annesinin gebelikte alkolik olabileceği gelmiş. Morlukları ve şişlikleri onun tehlikede olduğunu biliyor ama hiçbir şey yapmamış olduğu için bağışlanmak istiyordu. Ve ardından aile fertleri ile labirentin içine ilerliyoruz. Anneanne (telaşlı, müdahaleci, kendisi boğulurken çocuklarını koruduğunu iddia eden bir anne) , teyze (kötücül, edepsiz, ayağı yere basan) , anne (her zaman önce her şeye atlar, sonra düşünür ve ardından kahredici düş kırıklığı gelir. ‘Ben evleniyorum’ deyip sonra hop ‘Başka birini buldum, ne yani, neden onunla evlenmeyeyim ki’ deyip öyle de yapar). Ağabey, öğretmenler ve yetkili birkaç kişinin sıralı anlatımlarıyla aslında bir dosyadaki tanık ifadelerini okuyormuşçasına hikayeyi kaleme almış yazar. Yalnızca anne ve baba ağzından tek bir cümle dahi yok. Diana’nın dedesi depresif ve alkolikmiş ama annesi ona çok bağlıymış. Birgün kendini bahçedeki ağaca asmış. Annesi orada değilmiş bile ve telefondan öğrenmiş. Babasını anlayacak zamanı olamadan bu şekilde kaybetmek onu çok etkilemiş. Annesi iki evlilik yapmış. İlk eşinden olan oğlu Arthur’un velayeti babasındaymış. 4 aylık hamileyken yeni eşinden de ayrılıp eve dönmüş. O sırada kız kardeşi de üçüncü çocuğuna hamileymiş ve hemen hemen aynı zamanda doğum yapacaklarmış. Başta annesi Diana’yı istemiyormuş, aldırma zamanı geçtiği için onu doğurduktan sonra ölü gösterme kararı almış. Yasal süre sona ermek üzereyken, bir ay kadar sonra geri almış bebeğini ve anneanne durumu teyzeye de ifade etmiş. Bu ayrılık yüzünden bebeğinin kendisini sevmediğini ve bir bağ kuramadıklarını düşünmüş annesi. Anneannesi ise çok düşkünmüş ve neredeyse kendi doğurmuş gibi çok seviyormuş Diana’yı. Derken anne ikinci eşiyle pat diye barışmış ve Arthur’u da yanına almış. Mutlu bir aile tablosu çizmek için anneanne ve teyze davet edilmiş ama teyzenin, kızların aynı yaşta olmasına rağmen Diana’daki geriliği dile getirmesi aralarını bozmuş. İlk şüpheli durumda tüm irtibatı kesip taşınmışlar ve durum Diana okula başlayınca da devam etmiş. Darp izleri ve davranış bozukluğu dikkat çekip aile ile görüşüldüğünde hep kaçmışlar. İşler çok ciddiye bindiğinde ve artık haklarındaki soruşturmadan, mutlu aile pozları ile kurtulamayacaklarını idrak ettiklerinde ise kayıp izlenimi vermeye çalışarak kızdan ‘kurtulmuşlar’! Kulağa çok korkunç geliyor. İnsanları yıllarca türlü sağlık sorunları ve ‘sakar’lık ile geçiştirerek mutlu aile maskesi takmış bir aile. Son derece kibar davranışlar ve yapmacık gülümsemeler ile normal ve gerçek görünmeye çalışan bir aile. Bu ailede 4 çocuk var ve Diana ikinci çocuk. Bir sorun olduğu aşikar olsa da durumu başta idrak etmek zor çünkü diğer çocuklarda hiçbir sorun yok. Diana kötü muameleye maruz kalıyorken diğerlerinden ayrı neden tutulsun? Aileyi suçlamak kolaydır. Ya da değil? Son olarak ağabeyi Arthur tüm durumu açıklıyor bize; “Diana’nın nerede olduğunu, başına ne geldiğini bilmek isteyen herkes, sanırım bütün bunlar, etrafımızda dönen bütün bu insanlar canlarını sıkıyordu. Derken bana oynamaya gideceğimizi, bir çeşit oyun oynayacağımızı söyldiler. Bu benim için hiç de eğlenceli değildi ama seçeneğim yoktu. Bir akşam, annem, babam ve ben çıktık. Babam arabayı McDonald's'ın otoparkına park etti ve üçümüz hep birlikte yiyecek almaya gittik, hatta bir tane de Diana için. Bana her şeyi tekrar ettirmişlerdi, ne demem gerektiğini eksiksiz biliyordum. "Kot pantolon, siyah taçyapraklı çiçekleri olan bale ayakkabıları ve pembe bir tişört," ben de sonradan bunları söyledim. Böylece, arabaya dönünce, sanki orada olmasi gerekirken yokmuş gibi yaptık, biz içerideyken kaybolmuş gibi, ama annem gerçekten ağlıyordu, kendi kendime şöyle dediğimi hatırlıyorum: "Diana her şeye rağmen annemin onun için ağlamasını hak etmişti." Çok ağır geldi her şeye rağmen Diana’nın yüzünden eksilmeyen gülücükler. Neden, sorusunu çıkaramadım aklımdan. Diğer çocuklardan onu ayıran neydi? Yalnızca istismara onun uğramasının nedeni neydi? Anne ve babanın ağzından tek bir yazı bile yok. Bir anne nasıl evladına böyle bir sonu layık bulup hiçbir şey yokmuş gibi diğer evlatlarıyla aile olmaya devam edebilir?
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,6bin okunma
·
46 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.