candide
Saflık onun gücü değil, zayıflığıdır. Başlangıçta dünyayı başkalarının gözünden okur; özellikle Pangloss’un “her şey en iyisi” öğretisine körü körüne inanır. Ancak yaşadıkları savaş, ihanet, felaket onu yavaş yavaş düşünmeye zorlar. Candide’in yolculuğu aslında dış dünyadan çok iç dünyaya doğrudur: inançtan sorgulamaya, saflıktan farkındalığa geçiş.
pangloss
Aklın karikatürüdür. Leibniz’in iyimserlik felsefesinin abartılmış bir temsilidir. En büyük felaketlerde bile “her şey olması gerektiği gibi” der. Voltaire burada aklı değil, aklın körleşmiş hâlini eleştirir. Pangloss düşünür gibi görünür ama aslında düşünmeyi durdurur.
cunégonde
Candide’in idealleştirdiği aşkın simgesidir. Ancak zamanla bu ideal çöker. Cunégonde değişir, yıpranır ve sıradanlaşır. Bu da bize şunu gösterir: İnsan çoğu zaman gerçeği değil, kendi yarattığı hayali sever.
martin
Gerçekçiliğin hatta karamsarlığın sesi. Pangloss’un tam karşı kutbudur. Ona göre dünya kötülükle doludur ve bu değişmez. Martin, Candide’in zihinsel dengesi için bir karşı ağırlık oluşturur.
cacambo
Pratik zekânın temsilidir. Felsefe yapmaz, çözüm üretir. Voltaire’in “düşünmek kadar yaşamak da gerekir” dediği noktada devreye girer.
Yaşlı kadın
Hayatın acı gerçekliğini ve dayanma gücü, yaşanmışlığın sesi. İnsan umutla değil çoğu zaman alışarak ve katlanarak hayatta kalır.
Voltaire bu eserde tek bir soruyu parçalar:
“Gerçekten her şey olması gerektiği gibi mi?”
Candide’in başına gelenler tesadüf değil; bilinçli bir yıkımdır. Savaşlar, doğal afetler, ihanetler… Hepsi iyimserliğin ne kadar kırılgan olduğunu göstermek için kullanılır. Voltaire burada sadece bir felsefeyi değil, insanın kendini kandırma eğilimini eleştirir.
Kitabın en güçlü yanı şu:
Okura cevap vermez, cevap aramaya zorlar.
Ve sonunda gelen o meşhur düşünce:
İnsan dünyayı açıklamaya çalışmaktan çok, kendi bahçesini ekip biçmelidir.
Yani teori değil, eylem.
Candide ya da İyimserlik ’i okurken şunu düşündüm: İnsan çoğu zaman gerçeği görmekten kaçmak için “her şey iyi” yalanına sığınır; çünkü gerçek, sorumluluk ister. Voltaire bana şunu söyledi gibi: Dünya ne tamamen iyi ne tamamen kötü ama sen, ona nasıl yaşayarak cevap vereceksin, asıl mesele bu.