10/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2026 56. kitabı
Su Utandı, insan ruhunun kıyısında biriken sessiz tortulara dokunan, hafızanın derin kuyularından yankı getiren bir şiir toplamı gibi durur. Cömert Yılmaz’ın dizeleri, bir zamanlar söylenmiş ama yarım kalmış bir ağıtın izini sürer; babadan kalan bir ezgi, annenin yorgun ellerinde çoğalan yalnızlık ve kirpiklere değen hüzün, şiirin damarlarında ağır ağır dolaşır. Bu şiirlerde acı, tek bir renge sahip değildir; kimi zaman içe çekilmiş bir nefes gibi buğulu, kimi zaman da geceyi yaran ince bir sızı gibi keskindir. Şair, duyguları doğrudan söylemek yerine onları imgelerin içine saklar: su utanır, hatıralar susar, zaman ise içten içe kanayan bir yaraya dönüşür. Okur, bu imgelerin arasında dolaşırken kendi bilinçaltının karanlık odalarına da istemeden adım atar. Psikolojik açıdan baktığımda, eser yoğun bir melankoli ve yas hali taşır. Ancak bu yas, yalnızca kaybın değil; aynı zamanda hatırlamanın, tutunmanın ve yeniden kurmanın yasını da içerir. Annenin yalnızlığı bir gölge gibi dizelere sinerken, babadan kalan ezgi bir kimlik arayışının pusulası halinde gelir. Mezopotamya ise yalnızca bir coğrafya değil, şairin iç dünyasında yankılanan kadim bir hafıza, köklerin toprağa tutunduğu derin bir bilinç alanıdır. “Bir şiirin kaç eşiği olur?” sorusu, bu kitabın ruhunu aralayan bir anahtar gibidir. Her şiir, başka bir eşiğe açılır: biri çocukluğun kırılgan kapısına, biri kaybın soğuk koridorlarına, diğeri ise sevginin halaa sönmemiş kıvılcımına… Şairin dili sade görünür; fakat bu sadeliğin altında yoğun bir duygusal derinlik ve sembolik zenginlik gizlidir. yoğun bir yas, melankoli, özlem ve içsel yüzleşme kitabıdır. Şair, acıyı bastırmak yerine onu estetik bir dile dönüştürerek hem bireysel hem de kolektif bir hafıza yaratır. İmgeler güçlü, dil sade ama derindir. Bu kitapta şiir, yalnızca bir anlatım biçimi değil; bir iyileşme, yüzleşme ve var olma çabasıdır. Okur, bu dizelerde yalnızca şairin acısını değil, kendi içindeki kırılganlıkları da bulur. Şiirler bittiğinde geriye bir anlamdan çok bir his kalır: içte büyüyen, sessiz ama derin bir sızı gibidir. Genel olarak baktığımda ; Su Utandı, yalnızca okunan değil, hissedilen; yalnızca hissedilen değil, içte yankılanan bir eser. Okurun kalbinde sessiz bir dalga gibi büyür, sonra geri çekilir ama ardında tuzlu bir iz bırakır. Bu iz, belki de şiirin en sahici halidir. Genel şiir alıntıları inceleme; Eserde yer alan şu dizeler, toplumsal vicdan ve bastırılmış suçluluk duygusunu güçlü bir imgeyle açığa çıkarır: “Toprak mahcup oldu utancından iki yüzlü kaldırmayacak çatladı bu kadar ayıbın üzerini örtmeye gücü yetmedi” Cömert Yılmaz Burada “toprak”, yalnızca bir doğa unsuru değil; kolektif bilinç ve vicdanın taşıyıcısıdır. Psikolojik olarak bu, bastırılan gerçeklerin artık yüzeye çıkma zorunluluğunu ve inkar mekanizmasının çöküşünü simgeler. Çatlak, hem bireysel hem toplumsal ruhun kırıldığı noktadır. Aile, özlem ve eksiklik duygusu ise şu dizelerde yoğunlaşır: “Çektiğin sancılara ağıtlar yakarım karnında her acıya bir şiir yazarım beraber ağlar beraber güleriz beraber dindiririz ciğerimizi yakan ateşi yine beraber bekleriz babamın gurbet dönüşünü..” Cömert Yılmaz Bu mısralar, anne vee çocuk arasındaki duygusal simbiyozu yansıtır. “Beraber” tekrarları, ve acının ortak bir varoluş haline geldiğini gösterir. Babanın yokluğu ise çocuk zihninde bir boşluk yaratır; bu boşluk, umutla beslenen bir bekleyişle dengelenmeye çalışılır. Bu durum, psikolojide eksiklik ve bağlanma ihtiyacı olarak okunabilir. İhanet teması, bireysel travmanın en keskin hâliyle şu dizelerde ortaya çıkar: “Ah abla acılar bana koymaz en çok ihanetlerde vuruldum en çok ihanetlerde işte ben böyle duruldum abla” Cömert Yılmaz Burada şair, fiziksel acıyı değil, güvenin yıkılmasıyla oluşan ruhsal yarayı vurgular. “Durulmak”, yüzeyde bir sakinlik gibi görünse de aslında duygusal tükenmişliğin ve kabullenişin ifadesidir. Bu, travma sonrası gelişen bir tür içsel donukluk hali gibi.. Şiirlerde sevgi ise çoğu zaman fedakarlık ve kendinden vazgeçişle iç içedir: “Derviş selamı taşıyan güvercinlerden öğreniyordum koşulsuz sevmenin bedelinin candan feragat etmekten geçtiğini” Cömert Yılmaz Bu dizeler, sevginin idealize edilmiş ama aynı zamanda benlik sınırlarını eriten bir boyutunu gösterir. Bu durum sanki, bireyin kendini feda etme eğilimiyle ilişkilidir; sevgi burada bir bağlılık değil, bir teslimiyet haline dönüşür. Kitapta çocukluk, masumiyet çarpıcı biçimde şu ifadeyle verilir: “Ölüm en çok sübyanların üzerine düşer” Bu kısa ama ağır dize, çocukluk dönemine yönelen travmaların ruh üzerindeki kalıcı etkisini simgeler. Masumiyetin kırılması, şiirin genelinde hissedilen melankolinin en temel kaynaklarından biridir. Şairin imgeleri, duygu ile doğa arasında güçlü köprüler kurar: “Ucu ıslak bir düşüşe tutunarak yasladım sırtımı yağmurun berektine. “Ucu ıslak bir duaya tutunarak yasladım sırtımı yağmurun bereketine” Cömert Yılmaz Yağmur burada hem arınma hem de teslimiyet anlamı taşır. “Islaklık” ise gözyaşıyla birleşerek bir arınma sürecini temsil eder. Şair, çok güzel cümlesinde düşüş ve dua arasında gidip gelerek ruhsal bir denge arayışını dile getirir. Kimlik, aidiyet ve kültürel hafıza şu imgelerde derinleşir: “Annem kokulu tülbende sarılı anavatan atlası” Cömert Yılmaz “Eylül’ün dilinde biten isyan türküsüydü çocukluğum” Cömert Yılmaz Anne figürü burada yalnızca bir birey değil; vatan, aidiyet ve köklerin sembolü gibidir. Çocukluk ise bir mevsim gibi başlar ve bir isyanla son bulur. Bu, büyümenin kaçınılmaz kırılmasını ve masumiyetin kaybını temsil eder gibidir.. Şairin hafıza ile kurduğu bağ ise şu dizelerde yoğunlaşır: “Babandan kalma bir ezginin nağmesiydi kirpiğime dokunan hüzün kokulu teller” Cömert Yılmaz Burada hatıralar, duyusal bir deneyime dönüşür. Hüzün, yalnızca hissedilen değil; dokunulan, koklanan bir şeye evrilir. Bu da şiirin duyular üzerinden çalışan güçlü bir bilinçaltı dili kurduğunu göstermiş bir yapısı gibidir. Yorulmadan baktığım ; Bir diğer çarpıcı imge ise kolektif acının anonimleşmesini anlatır: “Türkü olacaktık bir dilencinin dilinde ve ağıt ağıt yakılacaktık bir annenin göğsünde” Bu dizelerde bireysel acı, anonimleşerek bir türküye dönüşür. Velakin Bu, acının kişisel olmaktan çıkıp toplumsal hafızaya kazınmasıdır. Anne figürü ise yine yasın taşıyıcısıdır; göğüs, hem şefkatin hem de kaybın mekanıdır. Genel olarak bir çok şiirin alıntılar mevcuttur. Velakin hepsi birbirinden kıymetli, en ender şiir cümleleridir. Her biri ayrı mevsim, her biri ayrı bir şiirin nakaratıdır.. Yazmış olduğu cümleler nice kitaplarda buluşması duasıyla. İyi ki yazdı iyi ki okudum. Değerlendiren : bir okur hanım Yazarı : Cömert Yılmaz Su Utandı Cömert Yılmaz Cömert Yılmaz
Edebiyat
Su UtandıCömert Yılmaz · Kişisel Yayınlar · 20131 okunma
·
83 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
şiir yazmayı şiirlerle iç içe yaşamayı unutacak kadar hayli uzun zaman olmuş bir imgeye misafir olmayalı satır aralarından çıkarıp almışsın çocukluğumu bu kadar iyi bir okuyucuya denk geldiği için Su Utandı cidden çok şanslı teşekkür ederim kardeşim sevgiyle
bir okur hanım
Gönderi Sahibi
“Bu kadar içten bir kalemden çıkan cümlelerle karşılaşmak büyük bir ayrıcalık. Teşekkür ederim. Kaleminizin yeniden şiirlerle buluşmasını ve o dünyayı tekrar canlandırmasını diliyorum. Yazdıklarınızda sadece kelimeler değil, bir zamanın ruhu ve insanın iç sesi var. Ve elbette, kaleminizin her zaman taze, her zaman yeni bir yolla bize ulaşmasını diliyorum. Yeni yazılarınızı ve yeni kitabınızı bekliyoruz.” Dua ile. 🤲📚