Sally Rooney’nin okuyucuyu ikiye bölen, seveni kadar sevmeyeni de bol olan Intermezzo’yu bitirdiğimde, kendimi kesinlikle "sevenler" tarafında buldum. İtiraf etmeliyim ki; bilinç akışı tekniğiyle yazılmış olmasından mütevellit ilk 40-50 sayfada biraz zorlandım. Ancak taşlar yerine oturduğunda, bambaşka bir keyif vermeye başladı.
Kitaptaki karakterler, alışık olduğumuz o "kusursuz" figürlerden çok uzak; her biri son derece gerçek. Tıpkı hayatın kendisindeki gibi; herkes biraz kararsız, kırgın, kızgın ve eksik. Kimsenin net bir duruşu yok. Belki de bu yüzden onlara tam anlamıyla ısınamıyor, okurken bir yandan kızarken diğer yandan derin bir empati kuruyoruz.
Rooney, bu eserinde insanların hayatındaki büyük kırılma noktalarından ziyade, o kırılmaların arasında kalan boşluklara odaklanıyor. Sade bir üslupla, en karmaşık duyguları bile çarpıcı bir şekilde sunmayı başarıyor. Şunu net bir şekilde söyleyebilirim ki bu kitap herkes için değil. Çünkü yazar, monologları ve diyalogları iç içe geçirirken, "ne olduğuna" değil, "ne hissedildiğine" odaklanıyor.
Intermezzo, babalarının ölümünün ardından hayatları farklı yönlere savrulan iki kardeşin; yas, aşk ve toplumsal beklentiler arasında sıkışmış dünyalarını konu alıyor.
Peter, kardeşlerin büyüğü ve belki de en çok tartışmaya açık olanı. Başarılı bir avukat olmasına rağmen duygusal olarak tükenmiş, omuzlarında hayatın yükünü ağır bir biçimde taşıyan bir adam. Babasının kaybıyla başa çıkmaya çalışırken, iki farklı kadın arasında sıkışıp kalıyor. İlk aşkı Sylvia ve genç, başına buyruk Naomi. Rooney, Peter’ın yaşadığı bu içsel çöküşü ve maskelerin ardındaki kırılganlığı ustalıkla işliyor.
Ivan, 22 yaşında, sosyal becerileri kısıtlı ancak dahi bir satranç oyuncusu ve bana sorarsanız Peter'e karşı bencil bir tutum sergileyen küçük kardeş. Ivan, babasının ölümüyle derin bir melankoliye sürükleniyor. Bu süreçte, kendisinden yaşça büyük ve boşanmış bir kadın olan Margaret ile tanışması, her ikisi için de alışılmadık ve derin bir bağın başlangıcı olurken, toplumun onlara dayattığı o ağır "normal olma" zorunluluğunu da sorgularlar.