1930'larda, bir Antropolog, Bemba kabilesi üzerine bir çalışma yapıyor. Onlara geleneksel bir halk hikâyesi anlatıyor. Diyor ki; Genç bir prens varmış, sevdiği kız için camdan dağları aşmış, uçurumlardan geçip ejderhalarla savaşmış... O kadar hayretle karşılarlarki bunu, gerçek bir ejderha görmüş gibi herkesin nutku tutulur, sonunda içlerinden en bilge olan söz alır ve şöyle der; 'Neden başka bir kız almamış ki?' :) Muhtemelen sıradan olanı büyülü bir gerçekliğe dönüştüren şeyin kişinin kendisiyle ilgili olduğu gerçeğini henüz unutmamışlardı.☺
Karar verdim ben roman sevmiyorum, senin roman okurken aldığın notları seviyorum, keşke bu şekilde basılan kitaplar olsa, okumuş okur, kenara o anki duygu ve düşüncelerini kaydetmiş, mis👌😍 Sahaf baskısı 🎗
Empedokles, sevgi ve nefreti bence en ilginç biçimde değerlendiren kişidir; Sevgi oluşu ve ahengi açıklamada kullandığı güç iken, nefret bozulmayı, dağılmayı ve ahenksizliği oluşturan güçtür.
Ölmüş bebeğin etrafına boş gözlerle bakması...
Sevme- Sevilme başlıklı görüşlerde bir çığır açtın biliyor musun? Çünkü sevgi hayatsa, aslında sevgisizlik ölümdür...
Gönlüne, kalemine sağlık❤