Siyah beyazdır beyaz siyahtır
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 00:01
Gecenin loş karanlığında, ışığa aşık alevlerin çıtırtısıyla nazlanan sobanın önüne serili bir yer yatağının ucuna oturmuş bir kadın silüeti. Dizlerini karnına doğru çekmiş, kollarıyla bacaklarını kucaklarken başını dizlerinin üstüne yaslamış ağlayan o kadına benziyor bu kitap. Sevilmediğini bilen bir kadın gizlenmiş sayfaların arasına. Sevmediği halde işkenceyi uzatan bir de adam. Fazla mı aktüel. Konu evet, ama anlatım büyülü. Uzakdoğu edebiyatının natürel, imgesel, silik ama güçlü, hafif ama ağır ağır içinize işleyen cümleleri eşliğinde bir ziyaret. Yoğun estetik betimlerde sizi boş duvara baktıran bir şeyler var, şeylerin hüznü. Zıtlıklardan beslenen, karakterlerin içini gösteren şeffaflıkta bir psikolojik derinlik ve Budizm soslu geçicilik notalarıyla gözünüzün önünde salınıp duran bir içsel dünya. Ben karmaşık anlatmış olabilirim ama kitap net cümlelerden örülü. Ana fikir : Atı zorla suya götürebilirsin ama zorla su içiremezsin. Bir adamı sabırla seven bir geyşanın nasıl sevilmediğini usul usul okuyorsunuz. Yolcuyu seven hancı misali. Çünkü erkek dediğimiz canlı türünün tensel alışkanlıkları uzun ömürlü değildir. Aydınlık ve karanlık döngüsünün doğası gibi sevdiğinin üstüne çok düşen kişi, verdiği sıcaklığı dengeleyen bir serinlikle karşılaşır. Sevmeyen soğuk, seven sıcaktır. Üstüne düştükçe her şeyi tam olarak yaşamıyor gibi bir ağırlık çöker karşı tarafa da. Ona hak verse de peşinden gidemez. Onunla dalga geçtiğini, alay ettiğini düşünür seven. Zaman akıp giderken... Zaman akıp giderken: Geçiştirildiğini herkes hisseder de, dile getirmek ve bunu edebiyatla yapmak, kahramanları, ayrıntıları görünür kılarak psikolojik alt yapıya çok dokunmadan inşa etmek başka bir şey. Hayat kadar düz ve gerçek bir anlatım. Yasunari Kawabata babasını iki, annesini üç yaşındayken kaybetti. Nobel'i alan ilk Japon yazar oldu. Geleneksel ruhu modern bir anlatıma kavuşturdu. 1972'de kendi isteğiyle anne ve babasının yanına gitti. Beklemekten vazgeçti demek ki... İnsanın dünyayı gözünün görmemesi. Yanan bir evin içinde oturup bekler gibi. Seni kurtarmaya gelmeyeni: Birine duyduğunuz sevgi karşılıksızsa onu duygusuzlukla suçlamamalısınız. Çekip gitmek en iyisi. Gidemeyince roman olmasını beklemeyin. Hayat trene binmek gibi. İneceğin yeri bilmezsen, karlarla kaplı dağların eteğinde bulunan bir kaplıca köyüne kadar gider bu tren. Shimamura ile yolculuk edersiniz ve Komako'yu neden sevmediğini belki size söyler, kim bilir? İnsan sevilmediğini bilir, Komako gibi. Kendi yalnızlığını çok iyi gördüğü halde, öylece durmaktan alıkoyamaz kendini. Boş bir duvara çarpmanın çıkardığı yankı sesi... Yüreğinin derinlerinde kar yağıyormuş gibi. Doyduktan sonra masaya bırakır gibi bir yudum ekmeği... Bırakabiliyordu : aydınlık ve karanlık döngüsünün doğası gibi, sıcaklığın serin tarafı. Ölü bir bedenin içinde buldukları çoktan ölüp gitmiş bir bebeğe bakar gibi... Sevmeyen taraf sevene o gözle bakar işte. Ölü doğmuş olanın çaresizliğine bakar gibi... Üzülmek bile yersizmiş gibi. Çaba harcamanın işe yaramayacağını bilir gibi... Boş. Donuk. Hissiz. Geçici. Yakın uzaktır uzak da yakın gibi Aydınlık karanlıktır karanlık da aydınlık gibi Soğuk sıcaktır sıcak da soğuk gibi Hayat ölümdür ölüm de hayat gibi Değerli bir kumaşın yıllara meydan okuyan kalıcılığı ve onu dokuyan kişinin çoktan ölüp gitmiş olması gibi... Yaşamla ölüm arasında asılı kalmış gibi... Siyah beyazdır beyaz siyahtır Gibi. Karlar Ülkesi Yasunari Kawabata
Edebiyat
Karlar ÜlkesiYasunari Kawabata · Can Yayınları · 2022725 okunma
··
1 +1'leme
·
297 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
1930'larda, bir Antropolog, Bemba kabilesi üzerine bir çalışma yapıyor. Onlara geleneksel bir halk hikâyesi anlatıyor. Diyor ki; Genç bir prens varmış, sevdiği kız için camdan dağları aşmış, uçurumlardan geçip ejderhalarla savaşmış... O kadar hayretle karşılarlarki bunu, gerçek bir ejderha görmüş gibi herkesin nutku tutulur, sonunda içlerinden en bilge olan söz alır ve şöyle der; 'Neden başka bir kız almamış ki?' :) Muhtemelen sıradan olanı büyülü bir gerçekliğe dönüştüren şeyin kişinin kendisiyle ilgili olduğu gerçeğini henüz unutmamışlardı.☺ Karar verdim ben roman sevmiyorum, senin roman okurken aldığın notları seviyorum, keşke bu şekilde basılan kitaplar olsa, okumuş okur, kenara o anki duygu ve düşüncelerini kaydetmiş, mis👌😍 Sahaf baskısı 🎗 Empedokles, sevgi ve nefreti bence en ilginç biçimde değerlendiren kişidir; Sevgi oluşu ve ahengi açıklamada kullandığı güç iken, nefret bozulmayı, dağılmayı ve ahenksizliği oluşturan güçtür. Ölmüş bebeğin etrafına boş gözlerle bakması... Sevme- Sevilme başlıklı görüşlerde bir çığır açtın biliyor musun? Çünkü sevgi hayatsa, aslında sevgisizlik ölümdür... Gönlüne, kalemine sağlık❤
Özlem
Gönderi Sahibi
Sen anlat ben dinleyeyim böyle, süpersin, süpersin, ergen diliyle mük.sün:)) Ben roman seviyorum, Uzakdoğu dilini seviyorum, sadeliği, doğallığı seviyorum. Sevilmemenin acısını anlatan çok güzel cümleler var edebiyat bahçesinde, çünkü sevilmek, nadir bulunan bir çiçek gibi, herkese açmıyor. Ancak sevilmediğini bile bile devam edebilen bir kadın üzerinden, sevilmeyen birine bakan gözleri öyle güzel anlatmış ki Kawabata. Bende de metaforlar anafor oldu:)) fazla 'gibi' sıralanmış olabilir ama benzetme de seviyorum, örnekleme de mesleki deformasyon olsa gerek:) çok çok öpüldünüz yüreğinizden. Sevgiler, okuyan, hisseden, yorum yapan, dileyen yüreğinize. 🌸
Özlem
Gönderi Sahibi
Sezen Abla gibi Biz de yeniden başlarız :) youtu.be/4JhduDe2BkY?si=...