Plevne #okudumbitti
93 Harbi’ni hepimizin az çok bildiğini sanırız ama Plevne’yi sayfalarda adım adım takip edince, o 145 günün ne kadar ağır, ne kadar gerçek olduğunu anlıyorsunuz.
Kitabın en etkileyici yanı, olayları kuru bilgiyle geçmemesi. Sanki cephede bir noktaya fener tutuyor da “şimdi burada neyi neden yaptılar?” diye düşündürüyor. Hangi mevzi niçin önemli, hangi karar hangi sonucu doğuruyor, kuşatmanın psikolojisi askerin gündelik hayatına nasıl çöküyor… Bunları okurken kendimi bir haritanın başında, olup biteni anlamaya çalışan biri gibi hissettim. Ve o noktada şunu fark ettim: Plevne’yi “destan” yapan şey sadece kahramanlık değil; disiplin, akıl, sabır ve her gün yeniden ayağa kalkma hali.
Gazi Osman Paşa’nın portresi de kitabın kalbi gibi. Büyük sözlerle parlatılmış bir kahraman değil; zor şartlarda soğukkanlı kalabilen, askerinin halini bilen, zamanı doğru okuyan bir komutan olarak çıkıyor karşımıza. Bazı bölümlerde “liderlik” kelimesi kitapta yazmasa bile, sayfaların arasından resmen akıyor. Bu direnişin sonu ne olursa olsun, insanın içinde “yenilgi” kavramını yeniden tanımlıyor. Çünkü burada anlatılan, sadece bir hattı savunmak değil; onuru, düzeni, dayanmayı ve geri adım atmamayı savunmak.
Okurken boğazımın düğümlendiği yerler de oldu. Uzayan kuşatma, tükenen erzak, soğuk, yorgunluk… Savaşın “büyük kararlar” kadar, çok insani ve çok çıplak bir tarafı olduğunu hatırlatıyor. Bazı mücadeleler sonuçtan bağımsız olarak bir milletin hafızasında kazanılır. Plevne de tam olarak öyle bir yer.
Tarih seviyorsanız zaten seversiniz; ama “ben tarih kitabı okuyamam” diyen birine bile önerebileceğim kadar akıcıydı. Hem bilgi veriyor hem de duygu bırakıyor. Plevne’yi gerçekten anlamak isteyen herkesin listesinde olmalı.
@osmanpamukoglu
@inkilapkitabevi
#plevne #gazosmanpaşa #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri