1985 yılında yazdığı ilk romanı Satantango (Şeytan Tangosu) yayımladı. Kitabı elde ettiği başarı sayesinde kısa sürede Macar edebiyatının önemli temsilcilerinden biri haline geldi. 2025 yılında Nobel Edebiyat ödülüne layık görüldü. Aldığı ödülünü fazlasıyla hak eden, tıpkı bir örümcek ağı gibi ördüğü cümleleri insanda kapana kısılmış hissiyatı yaratan, Imre Kertesz'ın ölümünün ardından Macar Edebiyatının yaşayan en önemli yazarlarından birisi, belki de en önemlisi diyebileceğimiz nihilist yazar. Otuz yaşında yazdığı başyapıtı Şeytan Tangosunda, üslup özelliği olarak da izinden gittiği William Faulkner gibi, kırsal insanının kaypaklığını, korkaklığını, çıkarcılığını acımasız bir gerçeklikle anlatan, ancak tüm bunlara sebep olan yoksunluk, bir şeylere ulaşamama, istemeden cahil kalma gerekçesini de görmezden gelmeyen, yarattığı karakterlere soğuk bir şefkatle yaklaşan yazar...
Bela Tarr ile dostlukları 1985 yılında dayanır. Yönetmenin çektiği neredeyse bütün filmlerin senaryosu László Krasznahorkai imzası taşımaktadır. 1988 yılında 'Karhozat' adlı filmle başlayan 2011 tarihli 'A Torino lo' kadar 5 kez devam etmiştir. (Satantango, Werckmeister harmoniak, A londoni ferfi dahil.)
Bu kitabı okumayı zor ve bir o kadar da büyüleyici kılan şey, yazarın o meşhur, sayfalarca süren, virgüllerle birbirine eklenmiş sonsuz cümleleridir. Bu cümleler, çiftlikteki o boğucu atmosferin, dinmeyen yağmurun ve karakterlerin bitmek bilmeyen içsel sayıklamalarının fiziksel bir yansımasıdır. Paragraf başı yapmadan, nefes alacak bir boşluk bırakmadan akan o metin, sizi de o çamurun içine çeker. Okurken sadece bir hikâyeyi takip etmezsiniz; o klostrofobiyi ve genzinize dolan o küf kokusunu bizzat yaşarsınız.
Ezcümle: Şeytan Tangosu öyle kolayca okunacak bir roman değil ama o kadar atmosferik ki insan o çamurlu, ıslak, tuhaf ''site''nin içine girdi mi kolayca çıkamıyor. Ben aşırı sevdim. Velev ki sinemasını (filmini) de beğenmiştim 7,5 saat sürüyordu. Ama yineliyorum, muhakkak sakin, müsterih olduğunuz vakit okuyabilirsiniz.