Selam herkese, aranıza katılmak istedim. Uzun bir seneden sonra, problemlerim vardı onları peyderpeye indirgemem gerekiyordu. Atlattık mı? Kısmen, ya da ben öyle tahmin ediyorum. Özlemişim burayı... Zamanın tozlu raflarından ve hayatın gürültülü hengamesinden sıyrılıp; Marcello ve Sophia’nın o izole, hüzünlü ama bir o kadar da vakur direnişine ortak olduğum 'Özel Bir Gün'ün gölgesinde yeniden buradayım. Bertolucci’nin o düşbaz ve sınır tanımaz çocukları gibi, gerçekliğin katı ve ruhsuz duvarlarını sinemanın ve edebiyatın büyülü tülleriyle örtmeye geldim. Biliyorum ki; hayatın kaosu ancak bir kitabın mürekkepli sayfaları veya bir filmin ışık süzülen kareleri arasında dingin bir anlama kavuşur. Tıpkı Tarkovsky’nin 'Nostalghia' filminde o sönmek üzere olan mumu her şeye rağmen suların içinden geçirmeye çalışan Gorchakov gibi, ben de içimdeki sönmez tutkuyu buraya taşıdım. Theo'nun o sarsıcı ayrımını kendime rehber edindim: 'Chaplin bize ne hissetmemiz gerektiğini söyler, Keaton ise sadece hissetmemize izin verir.' Ben de bugün, bana ne hissedeceğimi dikte eden dünyadan kaçıp, sadece kendi hakikatimi hissetmeme izin veren o eşsiz satırların arasına, kendi kanıtlarımı sunmaya döndüm. Çünkü Pierre Reverdy’nin o kadim hakikati Jean Cocteau’nun sesinde yankılandığı gibi; 'There is no love; there are only proofs of love.' (Aşk yoktur, sadece aşkın kanıtları vardır.) İşte bu yüzden buradayım; okuduğum her satır ve paylaştığım her kareyle, bu tutkunun sarsılmaz kanıtlarını buraya bırakmaya geldim. Yeniden aynı satırlarda nefes almak kıymetli.