Kadın onunla tanışmak, Rusça konuşmak istedi -kaba sabalığı, sıkıntılı hali ve nedense onu bir müzisyene benzeten alçak, dışarı kıvrılmış yakasıyla kadına o kadar çekici gelmişti ki- ayrıca onu fark etmemesi, oteldeki bütün diğer bekar erkekler gibi onunla konuşmak için bir bahane bulmaya çalışmaması hoşuna gitmişti. Kadın pek güzel sayılmazdı, küçük, düzgün yüz hatlarında bir şeyler eksik gibiydi -sanki yüz hatlarını oldukları gibi bıraktığı halde onlara tarif edilmesi güç bir anlam bahşedecek olan, onu güzel kılacak olan son kesin vuruşu yapmamış gibiydi doğa. Fakat yirmi beş yaşındaydı, modaya uygun olarak küt kesilmiş saçları derli toplu ve hoştu, ve olası bir uyumun, son dakikada yerine getirilmemiş bir gerçek güzellik vaadinin ipucunu taşıyan bir baş çevirisi vardı. Sanki birazcık onların yumuşak tazeliklerini sergilemek istiyormuş gibi, kollarını ve boynunu açıkta bırakan son derece sade ve iyi dikilmiş elbiseler giyiyordu.
Lujin SavunmasıVladimir Nabokov Sayfa: 77 (İletişim yayınları)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kendi kendime diyordum ki: "Bir evin düzeni ve mutluluğu olan o ince şeyleri anlamayı bilecektir. Akşamları evimizde çalışırım. O dinlenirken dikiş diker ve ben de onu yanı başımda yanan küçük bir alev gibi hissederim."
Bubu of MontparnasseCharles-Louis Philippe (Epup-Fr)
25 Ağustos 1979'da ajandama şunları yazmışım: "Deniz gri, ufukta kararıyor, dümdüz, ağır, demir yoğunluğunda. Kıpırtısız yelkenliler demirden denize kazık çakmış. Ufkun karanlığında plajda gezinenlerin siluetleri. Öğleden sonra, her şey bozuluyor, mavileşiyor, yeniden hareketleniyor."
Yeşil GözlerMarguerite Duras Sayfa: 103
6 Ağustos 1945 gününü hatırlıyorum; kocam ve ben Annecy Gölü yakınlarında bir sürgün dinlenme evindeydik. Gazetede, Hiroşima bombasıyla ilgili manşeti okumuştum. Sonra hızla evden çıktım; sanki birden ayakta bayılmışım gibi, yolun ön tarafındaki duvara dayandım. Sonra yavaş yavaş kendime geldim; yeniden yolu, yaşamı seçmeye başladım. 1945'te Alman Toplama Kampları'ndaki toplu mezarlar ortaya çıkarıldığında da bunun aynı oldu. Elimde kocamın ve dostlarımın fotoğrafları, garlarda, otel girişlerinde dikiliyor, Annecy'dekine benzer bir durumda, hiç umutsuz, sağ kalanların geri dönmesini bekliyordum. Ağlamıyordum, görünüşte her zamanki gibiydim, fakat yalnızca, artık hiç konuşamıyordum.
Yeşil GözlerMarguerite Duras Sayfa: 37
Ricky
@RickySupervisor
·
Marguerite Duras 6 Ağustos 1945'te atom bombasının atıldığı haberini aldığında, Fransa'daki Annecy Gölü kıyısında, Talloires'da bir "Sürgünler Evi"nde (Maison des Déportés) bulunuyordu. O sırada Duras, Nazi toplama kamplarından (Buchenwald ve Dachau) yeni kurtulmuş ve ölümün kıyısından dönmüş olan eşi Robert Antelme'in iyileşme süreciyle ilgileniyordu. Duras, yıllar sonra yazdığı Yeşil Gözler (Les Yeux Verts) kitabında o anı şöyle anlatır:
"6 Ağustos 1945'i hatırlıyorum, eşim ve ben Annecy Gölü yakınındaki bir sürgün evindeydik... Haberi radyodan duyduğumda evin eşiğinde kalakalmıştım."
Bu kişisel tanıklık, yazarın zihninde büyük bir tarihsel trajedi ile (Hiroşima) en mahrem kişisel acının (kocasının kamplardaki yıkımı ve kendi bekleyişi) birleşmesine neden olmuştur.
"Hiroşima’da hiçbir şey görmedin. Hiçbir şey."
Kitap bu sarsıcı inkarla açılır. 1957 yılının Ağustos ayında, Hiroşima’da bir barış filminde rol alan Fransız bir aktris ile Japon bir mimarın yolları kesişir. Ancak bu, sıradan bir yasak aşk hikayesi değildir. Duras, iki insanın bedenleri üzerinden iki şehrin; atom bombasıyla kavrulan Hiroşima ile aşkı yüzünden cezalandırılan kadının geçmişi olan Nevers'in acılarını birbirine mühürler. Kitapta Hiroşima ile Nevers'in (kadının geçmişi) iç içe geçmesi, aslında Duras'ın o gün Annecy'de yaşadığı toplumsal dehşet ile kişisel bakım sorumluluğu arasındaki o garip çarpışmanın bir yansımasıdır.
Renkli filmlerde beyaz yoktur. Gerçek beyazlık, karın, köpüğün, dolunaylı gecelerde beyaz çiçeklerin beyazlığı ancak siyah beyazla verilebilir. Aurélia Steiner'de Vancouver rıhtımları boyunca denizin köpüğünde kar vardır, filmde bunu buldum.
Yeşil GözlerMarguerite Duras Sayfa: 19