Ricky

''Ne kaba saba adam!'' dedi annesi yüksek sesle, ve kız, insanın yabancı bir kelimenin zaten tahmin ettiği anlamını sözlükte bulduğunda duyduğuna benzer bir hoşnutluk duydu. ''Gerçek insan değil,'' değil diye devam etti annesi kızgın bir şaşkınlıkla. ''Ne biçim şey öyle. Kesinlikle gerçek insan değil. Bana madam diyor, sadece madam, tezgâhtarlar gibi. Tanrı bilir neyin nesi bu adam. Eminim Sovyet pasaportu vardır. Bolşevik, sadece bir Bolşevik. Orada öylece aptal gibi oturdum. Ya havadan sudan konuşması...! Bu arada kolyenleri kirli. Dikkat ettin mi? Kirli ve yıpranmış.'' ''Havadan sudan konuşma neymiş?'' diye sordu kızı, eğik kaşların altından. ''Evet madam, hayır madam.'' 'Burada güzel bir atmosfer var' Atmosfer! Ne kelime, değil mi? Ona -konuşacak bir şey olsun diye- Rusya'dan ayrılalı çok olup olmadığını sordum. Sadece sustu. Sonra senin 'meşrubatı soğutmayı' sevdiğini söyledi. Meşrubatı soğutmayı! Ne ahmak adam, ne ahmak adam! Yok, yok böyle tiplerden uzak duralım...''
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sicilya'da bir yerde sarkık karınlı, incecik bacaklı küçük bir karakaçanın vahşice dövüldüğünü hissetmek. İncitilen bir varlıkla karşı karşıya geldiğinde, tarifi güç bir karanlığın indiği, küllerin savrulduğu, kanın duvarlardan aktığı o efsanevi güneş tutulmalarından birini yaşıyormuş gibi olur -ve eğer hemen, şimdi yardım etmez, bir başkasının çektiği eziyeti (bu eziyetin insana böylesine mutluluk vermeye hazır bir dünyada neden varolduğunu kesinlikle açıklayamazdı) durdurmazsa kalbi dayanamayacak ve ölecek gibi olurdu.
İşte o zaman kadın açıkça bu adamın, sevse de sevmese de, insanın hayatından atabileceği bir adam olmadığını anladı, bu adamın kuvvetle, sağlamca ve anlaşılan uzun bir süre için kendi hayatına yerleştiğini anladı.
Babası hâlâ hayattayken Lujin onun Berlin'e geldiğini, onu görmesi, ona yardım etmesi, onunla konuşması gerektiğini göğsünde sıkışmayla düşünürdü -bu neşeli görünüşlü, örgü yelekli adamın onu beceriksizce omuzlarından kavrayışı Lujin için insanın gözlerini ovuşturup dişlerinin arasından bir inilti salıvererek söküp atmaya çalıştığı utanç dolu bir hatıra gibi katlanılmazdı.
Genel olarak, çevresindeki hayat o kadar donuktu ve ondan o kadar az bir çaba talep ediyordu ki bazen birisi -gizemli, görünmez bir menajer- onu turnuvadan turnuvaya götürmeye devam ediyor gibi görünüyordu; ama arada sırada tuhaf anlar oluyordu, koridora baktığında etrafta derin bir sessizlik -bütün kapıların önünde ayakkabılar, ayakkabılar, ayakkabılar ve kulaklarında yalnızlığın kükreyişi.