Kinyas ve Kayra, hayatın anlamını bulamayıp onu kendi elleriyle yok etmeye, çürütmeye karar veren iki anti-kahramanın etrafında şekilleniyor. Afrika'nın kavurucu sıcağından başlayıp insan ruhunun en karanlık, en dipsiz dehlizlerine uzanan sancılı bir yolculuk bu. Şiddet, hiçlik, varoluşsal krizler ve yozlaşma, kitabın sayfaları arasında bir gölge gibi sizi sürekli takip ediyor. Her iki karakter de bilinçli olarak dibe vurmayı seçiyor ancak bu düşüşün sonunda yolları keskin bir şekilde ayrılıyor: Biri topluma, kurallara ve sisteme geri dönerek "hayatta kalmayı" seçerken, diğeri kendi inşası olan karanlığın içinde sonuna kadar gitmeyi tercih ediyor.
Hakan Günday 'ın dili tavizsiz, sert ama bir o kadar da akıcı. Ağdalı cümleler veya zoraki edebiyat yapma çabası yok; aksine, insanın yüzüne tokat gibi çarpan, yutkunmayı zorlaştıran çıplak bir gerçeklik var. Karakterlerin iç monologları öylesine güçlü kurgulanmış ki, zaman zaman okumayı durdurup tavana bakarak o cümleleri sindirme ihtiyacı hissediyorsunuz.
Velhasıl, Kinyas ve Kayra sadece başarılı bir yeraltı edebiyatı örneği değil; insanın kendi içindeki o karanlık, konuşulmayan noktalarla yüzleşme provası. Eğer okurken içinizi ısıtacak, size umut verecek bir hikaye arıyorsanız, bu kitap kesinlikle yanlış bir tercih.
Ne de olsa "Dünyanın en pis kokan yeri insanın içidir."