Favori Türk yazarlarımdan biri olan İhsan Oktay Anar ın şahane bir eseriyle geldim. Masalsı- fantastik tarzı ile okuru yine büyülü bir dünyaya düşürüyor Anar. Düşürüyor diyorum çünkü gerçekten yazarın kitaplarının içine düşüyorsunuz. Kalemi öyle güçlü ki sizi atmosferiyle sarıyor ve içine çekiyor. Detaylı betimlemeleri, eski dil kullanımı zaman zaman zorlayıcı olsa da kurgu ve mizah ile hikayeden kopmanıza engel oluyor. Hatta bu eski dil, yer yer anlatımı ağırlaştırsa da eserin kurduğu dünyaya hizmet eden bilinçli bir tercih gibi duruyor.
Zaman olarak yine Osmanlı tarihi seçen yazar, mekanı ince ayrıntılarla, uzun uzun tasvir ederek aklınızda gerçek bir ortam yaratıyor. Sonra bu gerçekliğin ortasına masalsı kahramanlar doğuyor. Hayaletler, hayalet avcıları, işkenceciler, mevleviler, ölümsüzler, mecnunlar, kahinler, cüceler, şifacılar...
Yazarın müzik konusunda da derin bilgi sahibi oluşuna ayrıca hayranlık duydum. Lanetli bir müzik bestesinin etrafında toplanan tüm bu fantastik karakterler, kendi başlarına da ayrı birer mesajı taşıyor. Özellikle ses ve sessizlik üzerinden kaderi ve hakikat arayışını sorgulatan yapısıyla, kitap felsefi olarak da güçlü bir yere oturuyor.
Kitabın sonunda hikaye asla havada kalmıyor, birbirinden bağımsız görünen olaylar, örümcek ağı gibi bir noktada birleşiyor ve aydınlanıyor. Yer yer çok katmanlı yapısı nedeniyle takip etmesi zorlaşsa da, finalde kurulan bütünlük bu dağınıklık hissini ortadan kaldırıyor.
Bu kitap için söylenecek çok şey var… ya da hiçbir şey. Çünkü bazen en iyi anlaşılan kitaplar insanda uzun uzun susma isteği bırakır.
Keyifli okumalar