·504 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Nisan 2026 00:05 Ne vakit bir şehre, bir aileye, bir dosta alışsa ayrılmak, sonra herşeye sıfırdan başlamak ve bir yenisine daha alışmak mecburiyetinde kalıyordu.
Henüz ölümün anlamınıçözemeyecek yaştaydı. Dedesinin kaybı hayatında çok önemli birşeyi değiştirmişti:’Evini’…
Dedesi ölmüştü ve Seher yalnız kalmıştı. Sonsuza dek… Bu kayıp sadece adresini değiştirmemişti, bir evin bireyi olma hissini de sonsuza kadar elinden almıştı. Sonrasında hangi çatının altına başını soksa, gittiği yerlerde ne kadar el üstünde tutulursa tutulsun, bir ömür yakasını bırakmayacak evsizlik duygusu da peşinden gelmişti. O hiçbir şehirde, hiçbir ailede, hiçbir fotoğrafın içinde uzun boylu duramamıştı.
Dışarıdan bakıldığında hayatta kendine yer bulmuş biri gibi görünmeyi başarmıştı. Ne var ki gerçek denen karanlık, parlatılmış yalanların cümlesini er ya da geç yutacak kadar kudretliydi.
Bazı gereksinimlerin zamanı oluyor hayatta. O zaman geçince giderilmemiş ihtiyacın yerini karanlık bir ağırlık alıyor. Yokluk boşluğa, boşluk ağırlığa dönüşüyor. Sonra artık ne yaparsan yap başa dönülemiyor.
Niyet yürütürdü şüphesiz. Lakin yapacağı şeyi yapmak için bunca uzağa gitmeye lüzum var mıydı? 
Ne olacaksa olsundu artık.” Başlayalım mı?” demişti Ogo’ya. Ve böylece yürümeye başlamışlardı.
Neydi ev sahiden? Yeri geldiğinde tren kompartmanlarını, gemi kamaralarını, sokak banklarını, ihtiyarların hatıralarını, çocukların umutlarını yuva yapan neydi? Sığındığımız yer miydi yuva? Gittiğimiz mi, terk ettiğimiz mi, döndüğümüz mü yoksa?