Paul Lafargue’ın bu kült eserini bitirdiğimde, elimdeki kitabı masaya bırakıp sadece pencereden dışarıya baktım ve kendime şu soruyu sordum: "En son ne zaman gerçekten hiçbir şey yapmadan, sadece var olduğum için huzurlu hissettim?" Tembellik Hakkı, sadece bir manifesto değil; modern insanın bitmek bilmeyen o "üretkenlik" sancısına indirilmiş sert bir balyoz gibi. Ali Berktay’ın o akıcı ve keskin çevirisiyle okumak ise Lafargue’ın o alaycı ama bir o kadar da haklı öfkesini doğrudan kalbinizde hissetmenizi sağlıyor.
Çalışmanın Bir Kutsallık Değil, Bir Zincir Oluşu:
Lafargue bu kitapta öyle bir noktaya parmak basıyor ki, okurken insanın tüyleri diken diken oluyor. Bize çocukluktan beri aşılanan "çalışmak yücedir" fikrini yerle bir ediyor. Yazarı okurken sanki karşımda durmuş ve bana şunu söylüyor: "Neden bu kadar yoruluyorsun? Daha fazla tüketmek için daha fazla köleleştiğinin farkında mısın?" Kitabın bazı yerlerinde Lafargue’ın o ironik diline gülümserken, bir sonraki sayfada kendimi o devasa çarkın dişlileri arasında eziliyormuş gibi hissettim.
O "Hissiyat" ve Toplumsal Eleştiri:
Kitabı okurken en çok şu hissiyat beni sarsı: Biz sadece çalışmak için mi yaşıyoruz, yoksa yaşamak için mi çalışıyoruz? Lafargue burada resmen şunu demek istiyor: "İnsanlık, makineleri kendini özgürleştirmek için icat etti ama ironik bir şekilde makinelerin kölesi oldu." Özellikle işçilerin daha fazla iş için yalvardığı kısımları okurken, bugünün modern plazalarındaki o bitmek bilmeyen mesai saatlerini düşündüm. Aradan bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hiçbir şeyin değişmemiş olması canımı acıttı. Sanki yazar burada bizi uykumuzdan sarsarak uyandırmaya çalışıyor.
Tembelliğin İtibarı:
Buradaki "tembellik" aslında hiçbir şey yapmamak değil; kendine, sanata, felsefeye ve en önemlisi "insan olmaya" zaman ayırmak. Lafargue’ın savunduğu o üç saatlik iş günü hayali, bugün bize bir ütopya gibi gelse de aslında insan onurunun ne kadar ucuzlatıldığının kanıtı. Kitap boyunca yazarın o zeki ve sivri dilli tavrıyla, kapitalizmin yarattığı o sahte "çalışma aşkı" mitini nasıl tek tek çürüttüğünü izlemek müthiş bir zihinsel keyif veriyor.
Neden Okumalısınız?
Eğer sabahları alarm sesiyle uyanırken içten içe bir isyan başlatmak istiyorsanız, "Hafta sonu gelse de dinlensem" demekten yorulduysanız bu kitabı mutlaka okuyun. 1000Kitap’taki dostlarıma tavsiyem; bu kitabı elinize aldığınızda kendinizi savunmasız bırakın.
Bu bir tembellik güzellemesi değil, aslında bir özgürlük çağrısı. Kitabı kapattığınızda çalışmaya devam edeceksiniz belki ama artık o işe aynı gözle bakmayacağınızdan eminim. Lafargue’ın da dediği gibi; ruhumuzu geri kazanmak için bazen sadece "durmaya" ihtiyacımız var.