Kitabı genel olarak beğendim. Serinin ikinci kitabı olmasına rağmen tek başına da okunabilir çünkü her kitapta farklı bir olay işleniyor. Yine de benim fikrim, önce serinin ilk kitabı olan Aklından Bir Sayı Tut okunursa çok daha verimli olur. Her ne kadar hikâyeler bağımsız ilerlese de bu kitapta ilk kitaba yapılan atıflar oldukça fazla. Özellikle karakter gelişimi açısından sırayla okumak daha anlamlı geliyor.
Kitap aslında çok hareketli bir polisiye değil. Sürekli aksiyon ya da olaydan olaya sürükleyen bir yapısı yok. Ama buna rağmen heyecanı bir şekilde diri tutmayı başarıyor. Olayların yavaş yavaş çözülmesi benim en sevdiğim kısımlardan biri oldu.
En çok dikkatimi çeken şey ise Gurney’in zihniydi. Sürekli düşünen, yeni senaryolar üreten ve sonra bunları tek tek çürüten bir karakter. Üstelik kurduğu her ihtimalin mantıklı ve akla yatkın olması kitabı daha da etkileyici hale getiriyor. Okurken sadece olayları takip etmiyorsunuz, aynı zamanda onun düşünce sistemine dahil oluyorsunuz.
Katili kitabın başlarında tahmin edebildim. Ama yazarın zaten “katili gizleyeyim, ters köşe yapayım” gibi bir derdi yok gibiydi. Bu da beni rahatsız etmedi, aksine hikâyeye farklı bir bakış açısı kattı diyebilirim.
Kitaptaki psikolojik analizleri de oldukça yerinde buldum. Özellikle “şiddet şiddeti doğurur” düşüncesi kitap boyunca hissediliyor. Okurken ister istemez şunu düşünüyorsunuz: Korkunç şeyler yapan insanlar, aslında çoğu zaman korkunç şeyler yaşamış insanlar. Bu zincir kırılmadıkça devam edecek gibi bir his bırakıyor.
Benim için bu kitap sadece bir cinayet ya da polisiye gerilim değildi. Aynı zamanda insanların yaşadıklarını başkalarına yansıtma eğilimi üzerine düşündüren bir kitaptı. Bir yandan suçluların yakalanmasını isterken, bir yandan da onların nasıl bu hale geldiğini sorguluyorsunuz.
Serinin devamını okumayı kesinlikle planlıyorum. Çünkü hem güçlü bir gizem barındırıyor hem de okuyucuyu düşünmeye dahil eden bir yapısı var.