·96 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Nisan 2026 17:48 Rus edebiyatının usta ismi #FyodorDostoyevski ‘nin #BeyazGeceler isimli uzun öyküsünün tiyatrosunu izlemiştim. Sonra dedim ki neden okumadım bunca zaman?
Sabri Gürses çevirisi, eserin Rusçadan yapılmış üçüncü ama aslında ilk tam çevirisi. Zamanında Dostoyevski'nin diğer öykülerden ayırarak andığı, öne çıkardığı bir öykü değil Beyaz Geceler ama onun en parlak öykülerinden biri olarak görülüyor. Peki ama neden? Büyük olasılıkla, en önemli nedenlerden biri, bu öykünün bize bir düşünür olarak Dostoyevski'nin kendisini de sunmasıdır; bu öyküyü okurken, dostlarıyla yaptığı tartışmaların ya da bir kır gezintisinin ardından tam da Hayalperest gibi hayaller kuran Dostoyevski'nin ta kendisini okuduğumuzu hayal edebiliriz.
Dört gecelik bir aşk hayalinin ardından yine yalnız kalacak, şehirde gece gezintileri yapacak, odasına dönüp bu öyküyü yazacak (1848) ve bir süre sonra, yönetime karşı darbe planlayanlar arasında yer aldığı gerekçesiyle tutuklanarak sürgüne gönderilecektir (1849).
Hayalperest; kendisini, Petersburg şehrini, (her yıl mayıs sonu ile temmuz başı arasında yaşanan) beyaz gecelerden birinde başlayan romantik bir öyküyü ve bu öykünün sonuna dek görünmeyen kahramanını, kadın kahramanın beklediği kişiyi anlatır. Bir yanıyla romantik bir aşk üçgenidir bu. Herkes sanki anlaşmış gibi yazlığa gitmiştir, sokaklar bomboş, hayalperest ise yapayalnızdır. Her gün rastladığı yüzler etrafta yoktur. Canı sıkılır, saatlerce yürür ve neredeyse şehrin dışına çıkmak üzerdedir. Bir kadın görür akşamın karanlığında. Ağlamaklıdır, cesaret edip yanaşamaz ama peşinden de ayrılamaz, bir fırsatını denk düşürür ve başlarlar hem sohbete hem yürüyüşe. Genç kadına evine kadar eşlik etme fırsatı yakalamıştır. Sohbet ilerler, tekrar buluşma planı yapılır yalnız kadının tek bir şartı vardır ‘bana aşık olma, çünkü imkansız olur’ der. Gönül ferman dinler mi? Yüreğinde başkasının olması Nastenka’ya bunu söyletirken, ilk defa kendine yakınlık gösteren bir kadına aşık olmayacak da ne yapacaktı hayalperest? Nastenka’nın hasretle beklediği beyden ümidini kesip kalbini hayalpereste açacakken beklenenin gelmesi.. Her hayal mutlu sonla bitmiyor herkes için. Bu hikayede yanan sen oldun Hayalperest.
Romanda üst metin olarak anlatıcının metni yer alıyor, bu üst metnin içine iki alt metin yerleştirilmiş: Hayalperest'in öyküsüyle başlayıp Nastenka'nın öyküsüyle devam ediyor, yine onun öyküsünün sonuyla sona ulaşıyoruz. Bu açıdan, Beyaz Geceler' in neyi anlattığı sorulabilir: Hayalperest'in "çabasının boşa gitmesini" mi, yoksa Nastenka'nın bekleyişinin boşa gitmemesini mi? Bunun yanıtı son cümlede gizli: Anlatılan şey "tek bir saadet anı" ve bu an, fiziksel evlilik/kavuşma anı değil, Hayalperest'in ve Nastenka'nın anlatılarının buluşma anıdır.
Bu öyküdeki tek karakter ismini (Nastenka) değiştirmek, öykünün uzamını Petersburg'dan alıp Paris'e, Roma'ya, Tebriz'e, Ankara’ya taşımak olasıdır. Bu yüzden, bu öykü, modern şehirde insanın yalnızlığını ve aşk anları tam olarak örtüşmedikçe, "saadet anının, kardeşlik anının" bütün bir yaşama yayılması arayışı sürdükçe en sık başvurulan öykülerden biri olacaktır.