Genki Kawamura ile ilk kez Nisan Gelince sayesinde tanıştım. Japon edebiyatının o meşhur dingin ama derinden derine fırtınalar koparan anlatımı bu kitapta da tam karşımdaydı.
Kitabı okurken sadece bir aşk hikayesi değil, aslında modern insanın o büyük "duygusal boşluğuyla" karşılaştım. Alt metinde beni en çok yakalayan şey; sevginin sadece bir duygu değil, bir "hatırlama biçimi" olduğu vurgusuydu. Evlilik hazırlığındaki bir adamın geçmişten gelen bir mektupla kendi içindeki o uyuşukluğu fark etmesi, alışkanlıkların aşkı nasıl tükettiğini çok vurucu anlatmış…
Yazar aslında bize şunu soruyor: Sevmek mi daha zor, yoksa sevginin yok oluşunu izlemek mi?
Bazı yerlerde tempo biraz düşse de hissettirdiği o "geç kalmışlık" duygusu ve bıraktığı melankolik tortu bence etkileyiciydi. Yine de yazardan başka bir kitap okur muyum, o tatta devam eder miyim bilmiyorum; şimdilik bu kitabın bende bıraktığı bu garip hisle kalmak istiyorum…