Beyaz Zambaklar Ülkesinde, sadece bir kitap değil, aslında bir toplumun küllerinden nasıl doğduğunun ilham verici bir manifestosu. Grigoriy Petrov, Finlandiya’nın bataklıklardan nasıl beyaz zambaklar ülkesine dönüştüğünü anlatırken hepimizin zihninde şu can alıcı soru canlanıyor: Bir birey, tek başına koca bir ulusun kaderini değiştirebilir mi?
Kitabın merkezindeki Johan Wilhelm Snelman figürü beni derinden etkiledi. Snelman’ın bir aydın olarak fildişi kulesinde oturmak yerine halkın arasına karışması, köylüden askere kadar her kesimi uyandırmaya çalışması muazzam bir adanmışlık örneği. Petrov’un dili o kadar akıcı ki, sayfalar arasında gezerken kendinizi bir kalkınma planının içinde değil, bir tutkunun peşinde hissediyorsunuz. Özellikle memuriyetin bir geçim kapısı değil, bir hizmet alanı olduğu vurgusu bugün bile her toplumun kulağına küpe olması gereken bir ders.
Elbette kitabın fazlasıyla idealist bir tonu olduğunu kabul etmek gerek. Bazen her şeyin bu kadar pürüzsüzce çözülmesi, günümüzün kaotik ve gri dünyasında biraz fazla iyi veya ütopik gelebilir. Ancak bu saflık, kitabın en güçlü yanı. İnsanın içindeki o uyuyan faydalı olma isteğini dürtüyor. Modern edebiyatın o hüzünlü ve içsel labirentlerinden çıkıp, dış dünyaya bakmak ve "ben ne yapabilirim?" diye sormak için harika bir durak.
Görsel estetiği de çok yüksek bir metin; okurken gözünüzün önüne uçsuz bucaksız göller, ormanlar ve disiplinle inşa edilmiş tertemiz bir düzen geliyor. Eğer bir toplumun sadece liderlerle değil; dürüst birer esnafla, disiplinli birer öğretmenle ve vicdanlı birer ebeveynle yükseleceğine inanıyorsanız, bu kitap sizin için bir başucu eseri olacaktır. Bitirdiğinizde elinizde kalan sadece bir başarı hikayesi değil, omuzlarınızda hissettiğiniz tatlı bir sorumluluk bilinci oluyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün biz gençlere okumamız için tavsiye ettiği kitaplardan bir tanesi.