Harita ve Topraklar’ı sanat romanı diye okuyan herkes yanılıyor. Çünkü bu kitap sanatla ilgili değil.
Bu kitap, değerin nasıl uydurulduğunu ve insanların buna nasıl razı olduğunu anlatıyor.
Jed Martin’in yaptığı işlerin iyi ya da kötü olması önemli değil. Zaten mesele o değil. Onu değerli yapan şey yaptığı şey değil, hakkında kurulan hikâye. Ve bu hikâyeyi kuran da kendisi değil.
Bu noktada kitabın söylediği şey rahatsız edici: İnsanlar artık üretmiyor, konumlanıyor.
Doğru yerde, doğru zamanda, doğru kişilerle.
Geri kalanı kendiliğinden “değer” oluyor.
Ve en kötüsü şu: Kimse bunun sahte olduğunu bilmiyor değil. Umursamıyor.
Başlıktaki ayrım bu yüzden kritik:
Harita ve toprak.
Toprak gerçek.Harita temsil.
Ve artık kimse toprağa bakmıyor çünkü harita daha kullanışlı. Daha temiz. Daha kontrol edilebilir. Gerçek dağınık, temsil düzenli.
Bu yüzden insanlar gerçeği kaybettikleri için değil, temsil daha işlerine geldiği için orada kalıyor.
Bu kitap sanat dünyasını anlatmıyor.
Sosyal medyayı anlatıyor.
İlişkileri anlatıyor.
İnsanların kendilerini nasıl sunduğunu anlatıyor.