Büyüklere bir şeyi açıklamazsanız olmaz.
Büyükler boğa yılanlarını içten ve dıştan gösteren resimleri bir yana bırakıp tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle ilgilenmemi söylediler. Böylelikle daha 6 yaşımda, bana parlak bir gelecek sunan resim sanatından vazgeçtim. Resimlerimin uğradığı başarısızlık hevesimi kırmıştı. Büyükler hiçbir şeyi tek başına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da çocuklar için sıkıcı oluyor doğrusu.
𓃦___________
________________
Zekâsı azıcık parlak görünen birine rastladığımda yanımdan eksik etmediğim Resimlerimi çıkarıyor, gerçekten kavrayışlı biri mi değil mi anlamaya çalışıyordum. Ama hepsinin verdiği karşılık aynıydı; “Şapka.” Tabii ben de artık onlara ne boğa yılanlarından ne balta girmemiş ormanlardan ne de yıldızlardan söz açıyordum. Onların düzeyine iniyordum. Briç, golf, politika, kıravat mıravat diyordum. Onlar da böylesine aklı başında biriyle tanıştıklarına bayağı seviniyorlardı…
𓃦___________
________________
Tatlı bir kahkaha atıverdi. Beni çileden çıkarmıştı bu. Talihsizliğimin ciddiye alınmasını isterim ben.
𓃦___________
________________
Bu gezegeni bir zamanlar teleskopla ilk kez gören biri olmuş. 1909'da bir Türk gökbilimcisi. Bu konuda hazırladığı raporu uluslararası gökbilimciler kurultayına sunmuş. Ama başında fes, ayağında şalvar var diye sözüne kulak asan olmamış. Büyükler böyledir işte. Bereket versin gezegenin onurunu kurtarmak için dediği dedik bir Türk önderi tutmuş, bir yasa koymuş. "Herkes artık Avrupalılar gibi giyinecek, uymayanlar ölüm cezasına çarptırılacak." 1920 yılında aynı gökbilimci bu kez çok şık giysiler içinde kurultaya gelmiş. Tabii tüm üyeler onu kabul etmişler..
𓃦 ___________
________________
Büyükler sayıları sever. Onlara yeni bir arkadaştan bahsettiğinizde size asla işin aslını sormazlar. Hiçbir zaman "Ses tonu nasıl? En sevdiği oyunlar hangileri? Kelebek koleksiyonu yapıyor mu?" diye sormazlar. "Kaç yaşında? Kaç kardeşi var? Kaç kilo? Babası ne kadar kazanıyor?" diye sorarlar. Sadece bunları bildiklerinde arkadaşını tanıdıklarını sanırlar. Eğer büyüklere "Pembe tuğladan, penceresi sardunyalı ve çatısında güvercinler olan çok güzel bir ev gördüm" derseniz o evi hayal edemezler. Onlara, "100.000 $ bir ev gördüm" demek gerekir. O zaman, "Ne kadar güzelmiş!" diye bağrışırlar. Bunları desenizde neye yarar. Nasıl olsa omuz silkip, size çocuk gözüyle bakacaklardır. Böyledir onlar. Çok şey beklememelisiniz. Çocuklar, büyükleri hoş görmeye alışmalıdır. Oysa bizim gibi hayatı yakından bilen kişiler için sayılar nedir ki...
𓃦___________
________________
Bu bir düzen meselesidir. Sabahları kendinize çekidüzen verdikten sonra gezegeninize de aynı şekilde çekidüzen vermeniz gerekir. Hiç aksatmadan her gün bütün baobabları söküp atmalısınız; küçükken gül fidanlarından ayırt edilemeyen bu bitkilerin büyüyerek fark edildikleri anı bıkmadan izlemelisiniz. Oldukça sıkıcı bir iştir bu ama çok kolaydır.
𓃦___________
________________
-Koyun dikenli çiçekleri de yer. +Dikenler neye yarar öyleyse? -Dikenler hiçbir şeye yaramaz. Çiçeklerdeki kötülüğün belirtisidirler. +Ne? Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Küçük Prens hınçla patladı: +İnanmıyorum sana! Çiçekler zavallı yaratıklardır. Kötülük nedir bilmezler. Ellerinden geldiğince kendilerine güvenmeye çalışırlar. Dikenlerine bakıp güçlü olduklarını sanırlar. - Yeter! Gelişi güzel söyledim. Görmüyor musun önemli işlerle uğraşıyorum. Duyduklarına inanamamış gibi baktı. +Önemli işler ha? (Elindeki tamir işine baktı) Tıpkı büyükler gibi konuştun, dedi.
𓃦___________
________________
Bir gezegen biliyorum, orada bir Bay Kırmızı yaşıyordu. Hiç çiçek koklamamıştı. Hiç yıldız seyretmemiş, kimseyi hiç sevmemiş, toplama işleminden başka bir şey de yapmamıştı. O da senin gibi bütün gün yineleyip duruyordu: "Ben ciddi bir adamım! Ciddi bir adamım!" Ve gururundan yanına yaklaşılmazdı. Ama adam değil, mantardı! -Neydi dedin? -Mantar!
𓃦___________
________________
Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Yine de milyonlarca yıldır koyunlar onları yer. Şimdi, çiçeklerin bunca güçlüğe göğüs gerip hiçbir işe yaramayacak dikenleri neden büyüttüklerini anlamaya çalışmak önemli değil mi sence? Koyunlarla çiçekler arasındaki savaş önemli değil mi? Kızarık suratlı şişko bir bayın toplama işlemlerinden daha mı az önemli? Ya ben kendi gezegenimden başka hiçbir yerde yetişmeyen, eşine rastlanmadık bir çiçek tanıyorsam ve günün birinde ne yaptığını bilmeyen bir koyun onu bir lokmada yutuverirse, sence önemli değil mi bu? Kıpkırmızı kesilmişti. Sevdiğiniz çiçek milyonlarca yıldızdan yalnız birinde bile bulunsa yıldızlara bakmak mutluluğumuz için yeterlidir. 'Çiçeğim işte şunlardan birinde,' deriz kendi kendimize. Ama bir de koyunun çiçeği yediğini düşün, bütün yıldızlar bir anda kararmış gibi gelir.Bu mu önemli değil? Arkasını getiremedi. Hıçkırıklar boğazını tıkamıştı.
𓃦___________
________________
Yeşil kabının içinde çiçek boyuna süsleniyor, hazırlığı bir türlü bitmiyor. Renklerini özene bezene seçiyor, yavaş yavaş giyiniyor, yapraklarını bir bir yerleştiriyor. Gelincikler gibi buruşmuş bir elbiseyle meydana çıkmak istemiyor. Bütün güzelliğiyle pırıl pırıl doğmak emelinde. Evet! Çok süsüne düşkündü bu çiçek! Bu yüzden gizli gizli süslenmesi günlerce sürdü. Sonunda bir sabah güneş doğarken, kendini gösterdi. Güzel olmak için bu kadar özenip bezendikten sonra, esneyerek: Aman, daha uykumu alamadım. Üstüm başım berbat… Yüzüme bakılacak gibi değil, demez mi? Prens hayranlığını gizleyemedi: Ne güzelsiniz. Çiçek ince sesle: Güzelim, değil mi? Hem ben güneşle birlikte doğdum, dedi. Prens bu çiçeğin pek alçak gönüllü olmadığını anladı, ama o kadar dokunaklı bir hali vardı ki! Çiçek: Kahvaltı saati gelmiş olacak, dedi. Beni unutmazsanız… Küçük Prens utandı, çabucak gitti bir kova taze su getirdi, çiçeği suladı. Çiçek ilk gününden onu üzmeye başlamıştı! Alıngan, kendini beğenmiş çiçekti. Örneğin bir gün 4 dikeninden söz açarak, Küçük Prens’e: Varsın gelsin kaplanlar, demişti, vız gelir pençeleri. Buna karşılık Küçük Prens: Gezegenimde kaplan yok, hem de kaplanlar ot yemez ki, demişti. Çiçek yavaşça: Ben ot değilim, diye cevap vermişti. -Özür dilerim… - Kaplanlardan hiç korkmam, ama rüzgardan çekinirim. Bir paravanınız yok mu sizin? Küçük Prens de “Rüzgardan çekinmek, olacak iş mi, bir bitki için?” diye düşündü. “Bu çiçek pek de nazlı.” Geceleri üstümü cam kavanozla örtersiniz. Burası çok soğuk. Hiç iyi yerleşmiş değilsiniz. Benim geldiğim yer… sözünü bitiremedi: O, Küçük Prens’in gezegenine tohum olarak gelmişti. Öbür dünyalardan bir şey görmüş olamazdı. Çiçek, beceriksizce kurduğu bu yalanı tutturamadığı için, utandı. Küçük Prens’i suçlu çıkarmak emeliyle sinirli sinirli: Hani paravan? –Gidip getirecektim ama konuşuyordunuz da…Çiçek daha sert öksürmek için kendini zorladı. Prens’e vicdan azabı çektirmek istiyordu. Böylece, Prens sevgisinden gelme iyi niyete rağmen çiçekten kuşkulanmaya başlamıştı. Tek tük önemsiz sözleri ciddiye almış, üzülmüştü. Bir gün bana: “Onu dinlemeseydim keşke, dedi. Çiçeklere kulak asmamalı. Onları seyretmeli, koklamalı sadece. Benimki gezegene mis gibi kokular saçıyordu. Ama ben tadına varamadım. Şu kaplan meselesine canım sıkılacağına, gülüp geçmeliydim.
𓃦___________
________________
Elbette seviyorum seni, dedi çiçek. Sevgimi anlamadıysan, bu benim suçum. Ama artık önemi yok. Sen de benim kadar alıklık ettin. Mutlu olmaya bak... Boşver şu fanusuda. Artık istemiyorum. Ya rüzgar? O kadar üşütmem canım. Ya hayvanlar? Kelebekler ile dostluk kurmak istediğime göre, birkaç tırtılın kahrını çekeceğim elbette. Kelebeklerin güzel olduğu ezelden beri söylenir. Zaten başka kim gelir yanıma? Sen uzakta olacaksın. Büyük hayvanlara gelince hiçbirinden korkmuyorum. Benimde pençelerim var dedi dikenlerini göstererek. Oyalanma artık gitmeyi aklına koymuşsun, çık git. Prensin kendisini ağlarken görmesini istemiyordu. Çok gururlu bir çiçekti.
𓃦___________
________________