Puan vermedi·400 syf.····Okunma: 26 Nisan 2026 18:14 Kitabı az önce bitirdim… ve gerçekten elim ayağım titriyor. Abartmıyorum, paramparça oldum. Bir kitap insanın boğazını bu kadar düğümler mi?
Son sayfada kendimi tutamadım, hüngür hüngür ağladım. Hatta bir an sinirden kitabı yırtmak istedim.
Orhan Kemal… bize bunu neden yaptın?
Hacer Hanım… Adını her gördüğümde içim daraldı.Kadın sanki şeytanın A şubesi. Bir insan nasıl bu kadar içten içe kötücül olabilir? Gencecik gelinine “el kızı” gibi davranıp onu yavaş yavaş eritmesini okumak gerçekten çok ağırdı.
Mazhar’a gelince… Asıl can yakan oydu. Bir insan eşine nasıl bu kadar sırtını döner? Nasıl bu kadar zayıf ve adaletsiz olur? Nazan’a yaptıkları içime oturdu. Onun o kırılgan, temiz halini düşündükçe Mazhar’a olan öfkem daha da büyüdü.
Haldun… Ah be çocuk… En çok da ona yandım galiba. Olan bitenin ortasında kalan, hiçbir suçu olmayan bir çocuk. Nazan’a üzülürken, Haldun’un o masumiyetine ayrı bir yerden içim parçalandı.
Haldun’un annesini tanımadan, kapısına gelen bir dilenci gibi görüp para vermesi… zaten yeterince ağırdı. Ama onu son anda, bir yüzükten tanıyıp yıkılması… işte orada gerçekten koptum.
Bu kitap sadece bir aile hikâyesi değil. “El kızı” diye bir kadının nasıl yavaş yavaş yok sayıldığını, nasıl tüketildiğini anlatıyor.
Okurken sadece okumadım… resmen yaşadım.
Okuyacaksanız gerçekten hazırlıklı olun.
Çünkü bu kitap insanın içine oturuyor.
Ve evet… peçete şart.