Öncelikle bunun Alice Feeney 'den okuduğum ilk kitap olduğunu belirtmem gerekiyor, yani yazarın diğer kitaplarıyla bir kıyas olmayacak bu incelemede; fakat başka pek çok gizem, gerilim romanı okudum, yani yargılarıma az çok güvenebileceğinize inanıyorum.
Hikâyemiz, Grady Green adındaki yazarın bir gün arabayla eve dönerken gizemli bir şekilde eşinin ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Çift, son ana kadar telefon konuşmasına devam ediyor; sonra kadın yolda yatan birini görüp aracından iniyor, ardından da bir daha ondan haber alınamıyor. Bu arada Abby, yani kaybolan eş, gazetecilik yapmakta ve işi sebebiyle de daha önce pek çok kez tehdit mesajları almış.
Hâliyle herkes ya bulaştığı kötü insanlar yüzünden başına bir iş geldiğini zannediyor ya da bilerek kaçtığını. Çünkü sonrasında ortaya çıkıyor ki Abby, bu olay yaşanmadan önce kocasıyla sahip olduğu ortak hesaplarından habersizce yüksek meblağlar çekmiş. Tabii Grady onun böyle bir şey yaptığına inanmıyor; çünkü Abby ile birbirlerini çok seviyorlar. Onun aklı daha çok diğer ihtimalde, ayrıca karısının hâlâ hayatta olabileceğini de düşünüyor.
Ama bu kaybın ardından hem maddi hem de manevi olarak Grady yoğun bir yas ve depresyon sürecine giriyor. Sürekli Abby'yi düşünüyor, suçluluk duygusuyla dolup taşıyor, eşinin hayali onun peşini bırakmıyor ve artık hiçbir şey yazamaz hâle geliyor. Üstelik aradan bir yıl geçmesine rağmen de hiçbir ilerleme kaydedemiyor ve yaşamı gün geçtikçe yokuş aşağı sürükleniyor.
Bu süreçte evini bile kaybeden Grady'nin yardımına ise kitaplarının temsilciliğini yapan Kitty Goldman yetişiyor. Bu arada Kitty aynı zamanda eşinin vaftiz annesi olur. Onu, bir başka müşterisinden miras kalan İskoçya'daki Amberly Adası'ndaki bir kulübeye yolluyor. Amacı, Grady'ye hem bir ev hem de yazmak için ihtiyaç duyduğu o sessiz alanı sağlamak. Ne de olsa güzel bir kitap yazabilirse bu işten ikisi de kazanç sağlayacak; elbette meselenin duygusal yönü de var. Neticede ikisi de sevdiği kişiyi yeni kaybetti.
Grady'nin gittiği ada muazzam doğası ve izole yapısıyla gerçekten de başta onun çok hoşuna gidiyor. Ama burası güzel olduğu kadar tuhaf da bir yer. Nüfus sadece 25 kişiden oluşuyor ve yabancıların sadece belirli bir zamanda adaya gelmesine izin var.
Grady, Amberly Adası'na gittiğinden beri Abby'nin hayaletini daha fazla görmeye başlıyor. Kaldığı kulübedeki eşyalar kayboluyor, açıkça birileri oraya girip çıkıyor. Eve, hepsi de karısının yaptığı haberler olan şüpheli gazete parçaları bırakılıyor. Ayrıca parkelerin altında keşfettiği bir el iskeleti ve kulübenin eski sahibi olan yazar beyin ardında bıraktığı hiç yayımlanmamış bir roman taslağı da var.
Bu, çaresizce yeni bir roman yazması gereken Grady için adeta altın tepside sunulan bir fırsat. Henüz Sarı Yüz 'ü okumadım ama oradaki emek hırsızlığının aynısı burada da mevcut; yani o romanı sevenler bence bu kitaba da bir şans verebilir. (◠‿◕)
Şöyle ki, Güzel Çirkin güvenilmez anlatıcıya sahip bir roman; hatta ana karakterimizin kendisi bile bu durumun farkında. Yüksek stres, depresyon, insomnia ve aşırı yalnızlık birleşince ortaya insanın halüsinasyonlar görmeye başladığı, sanrılarla boğuştuğu ve kendi aklına bile güvenmekte zorlandığı bir vaziyet çıkıyor.
Hâliyle okuyucular olarak yaşanan çoğu olay için, “Acaba bu gerçekten de yaşanıyor mu, yoksa sadece Grady'nin zihninin bir ürünü mü?” diye sorguluyor, asla tam olarak emin olamıyoruz. Üstelik aşırı şüpheli davranışlar sergileyen ada halkı da bu duruma hiç yardımcı olmuyor.
Kitap hakkındaki yorumlarıma gelecek olursak, Güzel Çirkin sevdiğim bir gizem-gerilim romanı oldu. Ters köşesi biraz beyin yaksa ve okuyucuyu bildiğiniz salak yerine koysa da onu da beğendiğimi söyleyebilirim. Hele ki taa en başından beri yazarın bizi kandırdığı düşünülecek olursa.
Kitabın finali beni üzmedi değil; yani en azından malum karakterin sonu insanı hem üzen hem de korkutan cinstendi. Kimsenin öyle bir şey yaşamasını istemem açıkçası. Bildiğiniz, kahramanın en büyük korkusu, sevdiği ve güvendiği kişiye emanet ettiği sırrı finalde ona karşı kullanıldı ve bizzat sonunu en çok korktuğu şey ile getirdiler. Hazin finale gelene kadar Grady'yi delirtmeleri de üstüne tuzu biberi oldu üstelik.
Ne olursa olsun Grady'ye kızamadım ama. Bakın, yaptığı şey iyi veya doğruydu demiyorum ya da onu aklamaya çalışmıyorum; sadece bunu neden yaptığını anlayabiliyorum. Neticede kimse yalnızlığı ne kadar severse sevsin, tamamıyla yalnız kalmak istemez; onun da tüm çabası bunun içindi. Terk edilmeye ya da bir başına bırakılmaya dayanamazdı.
Ben de çok yakın zamanda sevdiğim birini aniden kaybettiğim ve ondan sonra hiçbir şey yapamadığım, artık yazı bile yazamadığım bir dönemde olduğum için Grady'e aşırı derecede empati duydum. Onun yaşadığı çoğu şeyi yaşadığım için durumunu olabilecek en iyi şekilde anlıyorum. Bu da karakterle büyük bir bağ kurmamı sağladı. Ayrıntılar tamamen aynı olmasa da ikimiz de benzer hayatlar, kötü olaylar ve kayıplar yaşadık; dolayısıyla onun hislerinin ve düşüncelerinin çok net farkındayım.
Hikâyedeki insanların da kahramanın üstüne biraz fazla gittiğini düşünüyorum. Kimse iyi değildir; hele de cinsiyet bu konuda belirleyici bir faktör olarak kabul edilmemelidir bence. Adadaki insanlara üzülsem de tüm sinirlerini Grady'den çıkarmaları, onu bu şekilde köşeye sıkıştırmaları ve en nihayetinde böyle bir son yaşamasına sebep olmaları bence çok adiceydi. Umarım hiçbiriniz uykunuzda ölmezsiniz de çok acılar çekersiniz. Aynı dileği yazar için de diliyorum; Grady'nin tüm bunları yaşaması sonuçta senin suçundu.
Yazarın kalemi bana kalırsa başarılıydı. Duyguları ve bu duyguların eylemlere etkisini güzel şekilde yansıtmıştı. Yas, kayıp, yalnızlık ve çaresizlik temalarını çok doğru işlediğini düşünüyorum; keza gerçek hayatta da insanlar tam olarak aynı süreçleri yaşıyor.
İzole bir adada kapana kısılma fikri de hoştu; üstelik ana karakterin hikaye boyunca herkese karşı oluşu da aslında en başından beri ne kadar yalnız olduğunun en büyük kanıtıydı.
Uzun lafın kısası eğer ki büyük komplolar, romanın ilk sayfalarından itibaren devreye sokulan şaşırtıcı planlar görmek ve bir insanın hayatının nasıl mahvedildiğini, el birliğiyle onu nasıl deliliğe ve yalnızlığa sürüklediklerini okumak istiyorsanız Güzel Çirkin ’i size rahatlıkla öneririm.