Puan vermedi·517 syf.····Okunma: 25 Nisan 2026 21:49 Jack London & Martin Eden
Ahhh Martin diyorum...
Bir aşk insanı dönüştürebilir mi?
İnsan o dönüşümden razı olur mu zaman geçtikçe? Vardığımız nokta ne kadar emek harcarsak harcayalım bizi mutluluğa eriştirir mi?
"Nice insanlar gördüm, üstünde elbise yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok." Düsturu hakikat olabilir mi?
Temelde bu soruların etrafında dönerek okudum romanı. Martin'in geçtigi sorgulama aşamalarından geçerek. Onun aradığı hayatının anlamıydı muhakkak. Daha doğrusu Jack London'un aradığı. Zira bu romanın yarı otobiyografik roman olduğu ifade edilmiş. Dili, akışı, kurgusu ve çevirisiyle beğendiğim romandan bazı alıntılar ve ufak yorumlarla sözlerimi bitirmek isterim.
*"İnsan denilen yaratığın zihninde yer etmiş olan; kendi renginin, inancının ve siyasetinin en doğrusu olduğu, en iyisi olduğuna ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diğer tüm insanların kendisinden daha talihsiz konumlara sahip olduğuna inanmasını sağlayan o dar görüşlülük..."* Kibir ne kötü bir hastalıktır.
*"Ruth, eğer açlğı ve susuzluğu, sıcağı ve soğuğu hissediyorsa, aşkı da hissedebilir, yani bir adama âşık olabilirdi. Eh, Martin de bir adamdı. Neden o adam olmasındı? "İşleri iyi etmek benim elimde," diye hararetle mırıldandı. "O adam ben olacağım. Kendimi o adam haline getireceğim. Her şeyi iyi edeceğim."* Ne büyük bir yanılsamadır başkasının sizi görmek istediği konuma yükselince (bu her bakımdan olabilir) onun tarafından sevilecek olma düşüncesi. Martin ne yazık ki bu yanılsamaya düştü ve büyük bir hayalkırıklığı yaşadı.
*"Umursamaz çobanları pencereden gün ışığına ve ağaçlara bakarken zaman sürüsünün bütün dakikaları kayboldular"* ne hoş bir ifade. Kitabın en beğendiğim cümlesi bu oldu
*"Kitaplar yazılmıştı"* Martinin en büyük serzenişiydi bu cümle. Ünlü olmadan önce yazdığı şeylere kıymet vermeyen insanların ünlü olduktan sonra aniden daha önce beğenmedikleri yazıları yüceltmelerine haklı serzenişiydi.
*"Onu gerçekten sevmediğini simdi anlamıştı. Sevdiği şey Ruth değil, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir şeydi; kendi aşk şiirlerindeki ışık saçan ruhtu. Hakiki Ruth'u, sınıfının tüm o kusur ve zaaflarını taşıyan, o sınıfın psikolojisinin umutsuz sınırlarıyla kısıtlanmış burjuva Ruth'u hiç sevmemişti"* Aşkın özünü; bunun karşı tarafa hissedilen bir şey mi yoksa sadece yoğun bir duygulanım hali mi olduğunu güzel çözümlemiş burada yazar. Bir çok aşk böyledir esasında. Sevmeyi severiz, kişiyle ilgili değildir
Son bir şey daha söylemek istiyorum. Kitabı okurken çevirinin güzelliğine hayran kaldım. Kolay değildir bir dili çevirirken hissiyatını verebilmek. Genelde bir sarkı filan beğenir ve Türkçeye çeviririm uygulamadan ve şunu düşünürüm yahu bu bana şarkıyı dinlerken verdigi hissiyatı vermedi diye. Boş geliyor sözleri. Mesela geçenlerde Kürtçe bir şarkı dinledim ve ağlamaya başladım inanılmaz güzel bir duygu geldi yerleşti içime ve çevirisine baktım yok o his uçtu gitti. Demem o ki çeviri çok önemli. Kabul edelim kelimesi kelimesine aynı şeyi vermesi imkansız lakin okurken verdiği duygu bize çevirinin doğruluğundan ziyade yazarın hissiyatını vermesi bakımından oldukça ehemmiyetli.
Muhabbetle
#JackLondon #MartinEden
#DünyaKlasikleri #Edebiyat
#PaşahanımınKaleminden