Gönderi

10/10
·174 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 14:15
Ozan, Abdal ya da aşık, esasında bir kaynakla ilişki kurmaya çalışan kişinin adıdır. İnsanın varlığının kaynak ile diyaloğa geçmesi, onun ilksel yaşamından itibaren duyumsadığı dünyayı nasıl anlayacağını öğrenmeye başladığında bu manalanma ile ulaşılamaz bir aşk ilişkisi kurmasıyla olur. Bu ulaşılamaz bir aşktır zira kaynak hiçbir zaman çıplak bir gerçeklikle insanın kendisine gözükmez (esasında insanın kendisinden ayrı böyle bir çıplak hakikati de yoktur). Kaynak, ona ulaşmaya çalışan Abdal'ın dış koşulları içselleştirmesiyle birlikte Abdal'ın içerisinde oluşup, yine onun içinde gizemleşerek (ona manalanmaların yetmemesi hadisesi) tekrardan onun dışına çıkan bir "dış-içselliktir". Kaynağın oluşumunun bir yönü bu anlamıyla Bourdieu'nün "habitus" adını verdiği yatkınlıklar sisteminin içindedir. Diğer yönü ise bu sistem özünü yadsımasa da bunun ötesine geçen "gizil" bıraktığı yanıdır. Dünyeviliğin koşuşturmacasından uzaklaşarak bu "gizil" yanın peşinden koşan aşık, onunla her diyaloğa geçtiğinde bu diyaloğu bağlamasıyla "dil" temsiline döker. Bu anlamıyla bağlama, koşturduğu kaynağın temsilidir. Abdal, dünyevilik koşturmacasından uzaklaştıkça yersiz-yurtsuzlaşır ve yalnızlaşır ama o, toplumdan tamamen dışlanan biri değildir. Tersine, toplum onun avazında içselliklerindeki melankoliye dair bir şeyler hisseder. Onu dinleyerek yüreğindeki "dertler"i dinler. Bu melankoliyi açığa çıkardıkça da dinlemeye devam eder, kaynağın peşinden direkt gidemese de Abdal'ın sesinin onun peşinden gitmesine izin verir. Bu anlamıyla Abdal, kaynağı dile getirdiğinde insanlarda bir tekrarlama zorlantısı oluşturur. Kaynaktan kaçan insan, onunla yüzleşmek zorunda kalır. Oysa ki, Abdal bu yüzleşme ve diyaloğu kendi yaşam standardı haline getirmiştir. Neşet Ertaş da kaynağın peşinden koşmayla yaşamını oluşturmuş bir Abdal'dır. Dünyevi koşuşturmacalarını her zaman kaynakla diyalog haline geçme ile bağlayan bir aşıktır. Ulaşamadığı aşkının ismi Leyla, Pınar ya da Zahide, sadece bir öteki olarak özlemini çektiği insanlar değildir. Bütün bu kavuşamamaya rağmen tekrar tekrar arzu edebilmenin ardındaki mesele, kaynakla diyalog kuran, onun varlığını bilen ancak gizemine asla tam olarak vakıf olamayan devamlılık meselesidir. Zaten, yaşamın akışı da budur. Kavuşamadığın için arzulamaya devam edebilme. Yani, Abdal dünyeviliklerden tamamen kopmuş birisi değil, her dünyevi çabasında, onun ötesindeki kaynağı arzulayan birisidir.
Felsefe
Neşet Ertaş: Kaynak, Kaynak Kişi, MadunÖzgür Taburoğlu · Doğu Batı Yayınları · 20263 okunma
·
194 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yani sen arzuyu “yok ettim” dediğinde aslında başka bir formda geri geliyor. Normal insan arzuyu görüyor, ona kapılıyor, pişman oluyor. Abdal geçmesine izin veriyor. “Zahidem”de yanıyor ama “beni al” diye tutunmuyor. :) Bu bayağı modern bir şey aslında. Neredeyse mindfulness ama bağlamalı versiyonu. Kalemine sağlık 😊 bilinçli incelemeni keyifle okudum.
Emek Ilgaz
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim :)