·331 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Temmuz 2024 00:44 José Saramago’un salgın temalı kitabı "Körlük" insan doğasının en çıplak ve en rahatsız edici yönlerini didik didik ettiği bir roman.
Görme yetisinin kaybından çok, görme iddiasının çöküşünü anlatıyor, çünkü Saramago’nun yarattığı dünyada insanlar fiziksel olarak kör olmadan önce de aslında görmeyi çoktan bırakmıştır.
Beyaz körlük salgını, modern toplumun maskesini düşüren metafor gibi ilerliyor. Hukuk, ahlak, düzen, dayanışma gibi kavramların koşulsuz olmadığını acımasızca ifşa ediyor.
Kitabın başlangıcındaki trafik ışığında yaşanan ilk körlük anı, her şeyin ne kadar ani ve nedensiz çözülebileceğini hatırlatırken, devletin hızlı bir şekilde karantina uygulamasıyla bireyin nasıl kolayca yönetilmesi gereken bir riske indirgenebildiğini de gösteriyor. Bu bölümde Saramago’nun dili özellikle noktalama kurallarını zorlayan, uzun ve kesintisiz akan cümleler, kaosun ritmini birebir yansıtıyor. Okur düzensizliğin içine çekilip nefes alamaz hâle geliyor. Yazarın bu tercihi, kitabın ruhunu yansıtıyor.
Romanın karantina altındaki akıl hastanesine sıkışan karakterleri, toplumun minyatürü gibidir. İsimsiz oluşları, doktor, doktorun karısı, ilk kör olan adam, siyah gözlüklü kadın kimliklerin ne kadar yüzeysel ve geçici olduğunu hissettiriyor.
Tuhaf bir şekilde gücün, hızla yeniden dağıtılması ürkütücü. Silahı eline geçiren bir grup, kısa sürede diğerleri üzerinde tahakküm kuruyor ve bu tahakküm, özellikle kadın bedenleri üzerinden en vahşi hâlini alıyor. İnsanın uygarlık dediği şeyin aslında ne kadar ince bir zar olduğu ve zar kalktığında da geriye kalan şeyin merhametten uzak hayatta kalma içgüdüsü olduğunu görüyoruz.
Doktorun karısı gören tek kişi olarak, romanın ahlaki eksenini oluşturuyor. Onun görmesi ayrıcalık değildir aksine, ağır bir yüktür, çünkü görmek tanıklık etmeyi, dolayısıyla sorumluluk almayı gerektirir. O, başkalarının düşüşünü izlemek zorunda kalan vicdan figürüdür.
Saramago’un kitaptaki en iyi başarısı, körlüğü sadece fiziksel bir durum olmaktan çıkarıp, etik bir meseleye dönüştürmesidir.
Gerçek körlük, gözlerin görmemesi mi, yoksa insanın başkasını görmezden gelmesi mi? İnsanların birbirine karşı hızla duyarsızlaşması, başkasının acısını bir fırsata dönüştürmesi; Körlük, modern bireyin yalnızlığını ve bencilliğini de sert bir şekilde eleştiriyor.
Şehir kaosa sürüklendiğinde kimsenin kimseye gerçekten bağlı olmadığını, dayanışmanın bile zorunluluktan doğduğunu, buna rağmen küçük anlarda ortaya çıkan şefkat kırıntıları, birinin diğerine su vermesi, birlikte hareket etmeye çalışmaları vb. insanlığın tamamen yok olmadığı ümidini veriyor.
Romanın sonlarına doğru görmenin geri gelişi kurtuluş değil, ironik bir yüzleşmedir. İnsanlar yeniden görmeye başladığında, aslında neyi görüp neyi görmezden geldiklerini sorgulatarak, Saramago okuru belirsizliğin içinde bırakıyor.
"Körlük" insanın kendine dair kurduğu bütün iyi anlatıların ne kadar kolay parçalanabileceğini gösteren sert ve acımasız olmasına rağmen dürüst bir roman.
Bizler gerçekten görmeyi bilen varlıklar mıyız, yoksa sadece bakmayı öğrenmiş körler miyiz?