Onuncu Köy, idealleri uğruna doğruyu söylemekten çekinmeyen ve bu yüzden sürekli sürgün edilen bir öğretmenin hikayesini anlatır.
Romanın başkahramanı olan öğretmen, görev yaptığı yerlerdeki haksızlıklara, yolsuzluklara ve cehalete karşı çıktığı için sürekli başka yerlere sürülür.
Dokuzuncu köyünden de kovulduktan sonra yolu, fakir ve bakımsız bir köy olan Onuncu Köy'e düşer.
Onuncu Köy, ağaların ve çıkarcı yerel otoritelerin baskısı altında, halkın ise yoksulluk ve çaresizlik içinde olduğu bir yerdir.
Öğretmen burayı sadece bir okul değil, bir kalkınma merkezi haline getirmeye çalışır.
Öğretmen, köylülerin kendi haklarını aramalarını, toprağı daha verimli işlemelerini ve sömürü düzenine karşı dik durmalarını sağlamaya çalışır.
Ancak bu çabaları, çıkarları bozulan köy ağaları ve bürokrasi tarafından engellenmeye çalışılır.
Yazar; köylünün saflığını, bürokrasinin hantallığını ve dönemin siyasi baskılarını sert bir dille eleştirir.
Roman, bireyin toplum içindeki adalet arayışını ve aydınlanma mücadelesini simgeler...
Kitap, her ne kadar baskı ve sürgünler olsa da idealist bir insanın gittiği her yeri değiştirebileceği umudunu taşır.
Onuncu Köy, aslında coğrafi bir yer olmaktan çok, dürüst insanların sığınacağı son kaleyi ve bitmeyen mücadeleyi temsil eder.