İnsan bazen içindeki boşluğu tarif edemez; neyin eksik olduğunu hisseder ama adını koyamaz. Oyuk tam olarak bu hissin etrafında dolaşıyor. Kerem ve Deniz’in karşılaşması ilk başta bir tesadüf gibi duruyor ama sayfalar ilerledikçe bunun aslında iki yarımın birbirine çarpması gibi bir şey olduğunu fark ediyorsun.
Hikâyede çok büyük olaylar yok belki ama zaten mesele de bu değil. Daha çok karakterlerin içinde dolaşıyorsun. Bazen bu hoşuma gitti, bazen de “bir şey olsun artık” diye içimden geçmedi değil. Ama yine de bırakmadım, çünkü o iç dünyaya girdikçe çıkması zor oluyor.
Sanat kısmı da ilginçti. Bir tablonun peşine düşmek sadece bir gizemi çözmek gibi değil; daha çok insanların sakladığı şeyleri kurcalamak gibi hissettirdi bana. Hani bazı duygular vardır, yüzeye çıkınca rahatsız eder… kitap biraz onu yapıyor.
En çok sevdiğim şey, okurken ister istemez kendine dönmen. Ama bu her zaman rahat bir şey değil. Bazı yerlerde durup düşündüm, bazı yerlerde de sadece boş boş baktım sayfaya.