Varlıklı, kültürlü ama derin bir kayıtsızlık içinde yaşayan isimsiz bir karakter… Hayatla bağını neredeyse koparmış, hissizlik içinde sürüklenen biri. Bir gün yolu tesadüfen hipodroma düşüyor ve bir kadına karşı ilgisi uyanıyor. Sonrası, peş peşe gelen ve kendisini bile şaşırtan davranışlarla ilerliyor. Bu sürüklenmenin içinde, daha önce hiç temas etmediği duygularla karşılaşıyor ve bir tür uyanış yaşıyor.
Bu kısa novellada Zweig’in asıl gücü bence hikâyenin kendisinden çok anlatımında. Olay örgüsü akıcı ve sağlam ama metni asıl taşıyan şey sahnelerin kuruluşu. Her bir sahne öyle iyi kurulmuş ki, insan okumuyor da izliyor gibi hissediyor. Tasvirler, gözlemler ve özellikle içsel tespitler çok yerinde.
Beni anlamından çok üslubuyla yakaladı, pek sevdim.